Bilgi için

kolcakdilan@gmail.com

Randevu almak için

0544 315 25 05

Konum

Beylikdüzü/İSTANBUL

Etiket arşivi

Çocuklara Keyifli Sorular

Bazen onları daha yakından tanımak isteriz ama ne yapacağımızı bilemeyiz. En sevdiği renk, en sevdiği yemek, en sevdiği oyunu biliriz ama yeterli gelmez. Çocukları daha farklı bir yönden tanımak adına onlara sorabileceğiniz birkaç örnek soruyu bir araya getirdim sizler için. Bunları çeşitlendirmek sizin elinizde. Keyifli sohbetler.

*Bir film çekmek isteseydin filmin konusu ne olurdu, film nerede geçerdi?

*İsmini kendin koyacak olsaydın hangi ismi seçerdin? Neden?

*Bir günlüğüne görünmez olsaydın ne yapmak isterdin?

*Bir günlüğüne çok ünlü biri olsaydın ne yapardın?

*Evcil hayvanın konuşabiliyor olsaydı ona hangi 3 soruyu sorardın?

*Özel gücü olan bir kahraman olsaydın senin özel gücün ne olurdu?

*Bir şeyi sınırsızca yapma hakkın olsa ne yapmak isterdin?

*Bir eşyaya dönüşebilecek olsan ne olurdun? Nasıl özelliklerin olurdu?

*Yarın sabah kalktığında hiçbir şeyden korkmuyor olsan ilk ne yapardın?

*Sonsuza kadar yaşayacağını bilseydin ne yapardın?

Sağlıkla kalın.

Mutluluk Nerede? – Necati AKBABA

“Mutluluk Nerede?” sorusuyla başladı her şey.
Acaba mutluluk neredeydi?
Sandıktan çıkacak bir hazinede miydi?
Yoksa evin içinde mi gizlenmişti?
Oltanın ucunda da olabilir!
Neden herkes farklı bir cevap vermişti ki bu soruya.
Acaba mutluluk şekil mi değiştiriyordu?
Dedem “Mutluluk insanın içindedir.” demişti.
Şimdi anlaşıldı mutluluk. Kimi için ailesidir, kimi için doğadaki renklerdir mutluluk. Sevgidir, inançtır.
Küçük bir kızın gözünden içinizi mutlulukla dolduracak sımsıcak bir hikâye sizlerle. (Tanıtım Bülteninden)

Mutluluk nerededir gerçekten? Arayınca bulunan bir şey midir ya da her istediğimizde gelen? Bir insan mutlu değilken mutlu edebilir mi etrafındakileri? Anlamı herkes için değişebilen bir kavram olsa da mutluluk, istisnasız herkesin içinde vardır. Sadece onu keşfetmek gerek.

Keyifli okumalar.

Çocuklar ve Mutluluk

Ebeveynlerden sıkça şu cümleyi duyuyorum: “Her şeyi var ama bir türlü mutlu olmuyor!” Peki gerçekten sahip olduğumuz şeyler bizi mutlu edebilir mi ya da etmeli mi?

Çocuklarla görüşme yaparken sorarım genellikle; “Seni en çok mutlu eden şey nedir?” diye. Kimisi daha somut örnekler verir; oyuncak, çikolata yemek, bilgisayar oyunu oynamak gibi. Kimisinin cevabı da manevi doyum içerir; annemle oyun oynamak, babamla dışarıda gezmek, kardeşimle keyif yapmak gibi.

Bu konuyla ilgili Michel de Montaigne’nin çok beğendiğim bir sözü var:

“Dünyanın bütün nimetleri elinde bile olsa, onları tadabilecek bir ruh gerekir. Çünkü bizi mutlu eden; bir şeyin sahibi olmak değil, tadına varabilmektir.”

Bir dolap dolusu kıyafet sahibi olmak değil, bir kıyafet giyip dışarıya çıkarak sevdiklerimizin yanına gidebilmek getirir mutluluğu. Ya da bir oda dolusu oyuncağa sahip olsa da bir çocuk, onlarla oynamanın tadına varmasını sağlayacak ruhunu beslemezsek ne fayda!

Bu yazıyı okuduktan sonra önce kendinize sonra da çevrenizdekilere şu soruyu sorun: “Seni mutlu eden 3 şey nedir?” Alacağınız cevaplar beslenmeye ihtiyaç duyan ruhlar olup olmadığını gösterecektir size.

Sağlıkla kalın.

Çocuklar ve Ölüm

Çocuklarla konuşulması en zor konulardan da biridir “ölüm”. Biz konuşmaktan kaçmaya çalışsak da bir şekilde karşısına çıkar “ölüm” kavramı ve biz yetişkinleri bu konuyu konuşmak zorunda bırakır.

Çocuklarla ölüm hakkında konuşmadan önce dikkat edilmesi gereken en önemli nokta anne-babanın bu konuşmaya kendilerini hazır hissetmesidir. Ölüm hakkında konuşurken karşısında tedirgin, eli ayağına dolanan, ne diyeceğinden emin olamayan ya da duygularını saklamaya çalışan bir ebeveyn, çocuğun ölüm kavramına dair korku ve kaygılarını besleyebilir.  

Çocuklarla ölüm hakkında konuşurken dikkat edebileceğiniz noktalar şunlardır:

-Bu kavramı açıklarken hastalık ya da yaşlılık ile bağlantılı olduğunu söylemekten kaçının. Her canlının bir yaşam süresi olduğunu ve bu süre bitiminde de öldüğünü söylemek en uygun cevap olacaktır. Bitkiler ve hayvanların da canlı olduğunu ve onların da bir yaşam süresi olduğunu da paylaşabilirsiniz. Ayrıca ölen kişi için gitti ya da uyudu demekten de kaçınmanız önemlidir.

-Çocukların gözünde anne-babalar her şeyi bilen kişiler olarak görünür ancak cevaplayamayacağınızı düşündüğünüz sorularla karşılaşırsanız “Bunu bilmiyorum.” diyebilmeniz önemlidir. Sorulara vereceğiniz cevapların da kısa ve basit olmasına özen gösterin. Aynı soruları farklı şekillerde sorsa bile cevabınız hep “aynı” olmalıdır.

-Ölen kişinin nerede olduğunu açıklarken ölen kişileri bir daha göremediğinizi ama onlara olan sevginizi her zaman hissedebileceğinizi söyleyebilirsiniz. Onları göremesek de onların fotoğraflarına bakabileceğinizi, onlar hakkında konuşabileceğinizi de söyleyebilirsiniz. Okul öncesi çocuklar için ölen kişinin gömülmesi kavramı zorlayıcıdır; bu nedenle mezarlığı ölen kişiyi hatırlamak için gidilen bir yer olarak tanımlayabilirsiniz.

-“Sen de ölecek misin anne/baba?” ve “Sen ölünce ben ne yapacağım?” benzeri sorular geldiğinde şu anda yanında olduğunuzu ve uzun yıllar birlikte olmayı planladığınızı söylemeniz yeterli olacaktır.

Ölüm karşısında çocuklar da yetişkinler gibi yas tutarlar. Bu süreçte çocuğunuzun duygudurumunu ve davranışlarını takip etmeniz ve gerekli hallerde uzman desteğine başvurmanız doğru adım olacaktır.

Sağlıkla kalın.

Sorumluluk Sahibi ve Saygılı Çocuklar Yetiştirmek – Gail REICH, Caroline WINKLER

Çocuklarla iletişimde kitaplar önemli bir rol oynar. Başka bir karakterin üzerinden işlenen olaylar çocuklarda farkındalık kazandırır. Aynı durum ebeveynler için de geçerlidir. Başka ebeveynlerin hikayeleri üzerinden kendi ebeveynliklerini gözden geçirme şansı elde ederler.

“Sorumluluk Sahibi ve Saygılı Çocuklar Yetiştirmek” doğruluğu kanıtlanmış tavsiyeler vermekte, anne babaların hem birbirleri hem de çocukları ile doğru iletişim kurmasını sağlamaktadır. Günümüz çocuklarının en büyük problemlerini belirleyip pek çok çözüm önerileri sunmakta, çocukların davranış problemlerini kalıcı ve olumlu yönde değiştirmektedir. Ele alınan konulardan bazıları:

• Sorumluluklarını Yerine Getirme

• Tuvalet Eğitimi

• Sosyalleşme

• Öfke Kontrolü

• Uyku ve Yemek Düzeni

• Aile İçi İletişim

(Tanıtım bülteninden)

Keyifli okumalar.

Çocuklar ve Duygular

Hiç düşündünüz mü ilk kez ne zaman mutlu olduğunuzu? Ne zaman bir şey canınızı acıttı da ağladınız? Birisi sizi ilk ne zaman sizi kızdırdı?

Duyguların hayatımıza girişi anne karnındayken başlar. Temel duygularla geliriz dünyaya. Bu temel 8 temel duygumuz ise; mutluluk, üzüntü, korku, şaşkınlık, öfke, ilgi, iğrenme ve utançtır. Büyüdükçe ortaya çıkan ikincil duygular, temel duyguların aynı anda yaşanması durumunda oluşan kombinasyonlardır. Bu duygular 2 yaş itibariyle kendini göstermeye başlar. Bunlara örnek olarak da gurur, kıskançlık ve mahcubiyet verilebilir.

Çocukların sosyal-duygusal gelişimleri açısından kendi duygularını tanımaları büyük önem taşır. Kendi duygusunu tanıyabilen çocuğun zamanla empati becerisi gelişir. Duygularını tanıyan ve duygularını yaşamasına olanak verilen çocuklar duygularını yönetmeye başlayabilirler.

Özellikle okul öncesi çocukların duygularını tanıyabilmeleri adına ebeveynlere düşen görevler:

Çocuğuna duyguları anlatan ve resmeden kitaplar okumak,

Çocuğunun duygularını özgürce ifade etmesi için alan tanımak ve

Çocuğunun duygularını onaylayarak nasıl yönetebileceğine örnek olmak.

“Bunda korkulacak ne var?”, “Anneye hiç kızılır mı?”, “Şimdi niye ağlıyorsun ki?” şeklindeki yaklaşımlar yerine “Korkunu anlıyorum.”, “Bana kızdığının farkındayım.”, “Bu durum seni oldukça üzmüş.” benzeri cümleler kurarak çocuğunuzun duygusunu anladığınızı göstermeniz ve sonrasında bu duyguyu nasıl yönetebileceğine dair örnek vermeniz ve model olmanız önem taşır.

Unutmayın ki duygularımızı nasıl kontrol edeceğimizi bilemezsek onların bizi kontrol etmesiyle karşı karşıya kalırız.

Sağlıkla kalın.

Çocuklar ve Sorumluluk

Pandeminin ortaya çıkması ve hala gündemde olması sebebiyle 3-6 yaş arasındaki okul öncesi çocuklarının eğitimi darbe almış durumda. Belli bir zamandan sonra anaokulları açılmış da olsa ebeveynler zorunlu olmadıkları koşullarda çocuklarını okula göndermeye çekiniyorlar. Çocuğunun kendisine dikkat edemeyebileceğini ya da gideceği kurumun yeterince hassas olamayabileceğini düşünerek evde kalmasını tercih ediyorlar.

Evde kaldıkları süre hem okula gidemedikleri hem de dışarı çıkamadıkları için arttıkça sorumluluk bilincinden de uzaklaşmaya başlıyor çocuklar. Bu nedenle, okul öncesi çocuklara evde ufak sorumluluklar vererek size yardım etmelerine şans tanıyabilirsiniz. Peki çocuklara yaşlarına uygun olarak nasıl sorumluluklar verebilirsiniz?

  • 3️ yaşındaki çocuğunuza verebileceğiniz sorumluluklar; oyuncaklarını toplamak, dişlerini fırçalamak, elini yüzünü yıkayıp kurulamak, kıyafetlerini çıkartmak, evcil hayvanınızın yemeğini vermek olabilir.
  • 4️ yaşındaki çocuğunuza verebileceğiniz sorumluluklar; temizlik yaparken size yardımcı olmak (toz almak gibi), mutfakta sizin sağ kolunuz olmak (yemeği karıştırmak, tatlıları süslemek, kurabiyelere şekil vermek gibi), hafif alışveriş poşetlerini taşımak, meyve/sebze yıkamak olabilir.
  • 5️ yaşındaki çocuğunuza verebileceğiniz sorumluluklar; yatağını toplamak, market alışverişlerinde küçük ödemeler yapmak, odasını düzenlemek ve toplamak, kıyafetlerini seçmek ve kendi başına giyinmek olabilir.
  • 6 yaşındaki çocuğunuza verebileceğiniz sorumluluklar; basit kahvaltılıklar hazırlamak (omlet, tost vb.), masayı kurma ve kaldırmaya yardımcı olmak, kirli çamaşırlarını ayırmak olabilir.

Sıralanmış bu maddeler örnek niteliği taşıyor olup kendinize ve çocuğunuza göre farklılıklar gösterebilir. Her çocuğun gelişimi farklı seyreder, bu nedenle size uyanlardan başlayıp zamanla sayısını arttırıp, niteliğini değiştirebilirsiniz.

Çocuklara evde ufak sorumluluklar vererek bizlere yardım etmelerine şans tanımak onların bağımsız olmayı öğrenmelerinde önemli rol oynarken sorumluluk kavramı da ilerisi için gözlerini korkutmamış olur.

Sağlıkla kalın.

Tatil Geldi, Ne Yapalım?

Sömestr tatili geldi çattı. Kimileri şehir dışı planlarını şimdiden yaptı. Ancak birçok çocuk 3 haftayı evde geçirmeye devam edecek. Bu 3 hafta evde dersler de olmadan nasıl geçecek diye kara kara düşünmeye başlamış olabilirsiniz.

Çocukların hem aktif hem de sosyal kalmaya devam etmesi adına her gün için farklı bir alana (sanat, spor, müzik vb.) dair etkinlik yapmasını destekleyebilirsiniz. Yapacağı etkinlik, hem evde sizinle hem de çevrim içi olarak arkadaşlarıyla yapabileceği bir etkinlik olabilir. Aşağıda sizler için birkaç öneri sıraladım:

Sanat aktivitesi olarak; online müze gezmek, bir nesnenin çizim tekniğini öğrenerek çizmeye çalışmak, bulunduğu alandaki bir nesnenin resmini çizerek tahmin etme oyunu oynamak olabilir.

Spor aktivitesi olarak; videodan izleyerek yoga veya jimnastik yapmak, dans videoları izleyerek aynı figürleri yapmaya çalışmak, evdeki malzemeleri (çorap, balon, kağıt tabak vb.) kullanarak yarışma düzenlemek olabilir.

Müzik aktivitesi olarak; şarkıları mırıldanarak tahmin etme oyunu oynamak, ilgisini çeken bir enstrümana dair bilgi edinmek, şarkı sözü yazmak, evdeki eşyalardan enstrüman tasarlamak olabilir.

Ekran aktivitesi olarak; film izlemek ve sonrasında en sevdiği karakter, en sevdiği sahne vb. üzerine sohbet etmek, filmin sonunu farklı bir şekilde tasarlamak olabilir.

Kitap aktivitesi olarak; okunan kitaplardaki en sevilen karakteri belirlemek, kitabın beğenilen bir kısmını resmetmek, kitaba farklı bir kapak tasarlamak olabilir.

Mutfak aktivitesi olarak; merak ettiği ya da araştırıp bulduğu bir tarifi denemek, mutfak dolaplarını düzenlemek, evde kaç tane bardak/tabak vb. olduğunu tahmin etme oyunu oynamak olabilir.

Bu aktivitelerin arasına oyun zamanı, bahçe zamanı, televizyon zamanı ve yemek zamanı da girdiğinde bir gün göz açıp kapayıncaya kadar geçiyor olacak. Unutulmaması gereken günlük akışı önceden haftalık olarak planlama yapmış olmanız ve saatli şekilde akışı oluşturmanızdır. Bu akışı çocuğunuzla birlikte onun da takip edebileceği şekilde hazırlamanız kendisini daha iyi hissetmesine ve öz denetim becerilerini geliştirmesine destek olacaktır. Tabi ki bu günlük akışta kendinize de zaman ayırmayı unutmayın. Siz ne kadar iyi hissederseniz, çocuğunuz da o kadar iyi hisseder.

Sağlıkla kalın.

Sıkıldım!

Sıkılmak ne demektir? Yapacak hiçbir şey olmadığında mı sıkılır insan yoksa yapacak birçok şey olsa da hiçbirini yapmak istememek midir?

Evde kaldığımız süreler uzadıkça ve havalar soğuyup dışarı çıkamadıkça diziler, filmler, oyunlar, etkinlikler tükenme noktasına geliyor yavaş yavaş. “Canım sıkıldı!” cümlesini duyduğunuzda kendinizi çaresiz hissetmemeniz adına bir öneri paylaşmak isterim sizinle. Bu önerimi çocuklarınız için hayata geçirebileceğiniz gibi kendiniz için de uygulayabilirsiniz.

  • Evde kullanmadığınız bir kavanozu alarak işe başlayın. Bu kavanozu çocuğunuzun dilediği gibi süslemesi için destek olun. Sticker, boya, kumaş parçaları, sim vb. aklınıza gelebilecek her türlü malzemeyi süslemek için kullanabilirsiniz.
  • Sonraki adımda çizgisiz beyaz veya renkli bir A4 kağıdını küçük kareler elde edecek şekilde kesin.
  • Bu küçük karelere evde birlikte yapabileceğiniz ya da çocuğunuzun kendi başına yapabileceği, aklınıza gelen tüm aktiviteleri yazın. Yazılacak aktiviteleri bulurken bile zamanın nasıl geçtiğini anlamayacaksınız.
  • Aktiviteleri yazdıktan sonra kağıtları katlayıp kavanozun içine atın.

Bundan sonrasında “Sıkıldım!” cümlesi duyulduğu anda bu kavanoz imdada koşacak ve çocuğunuzun sıkıntısı içinden seçeceği aktiviteyi uyguladığında hafifleyecektir.

Bu uygulamada dikkat edilmesi ve unutulmaması gereken bazı noktalar var elbette:

  • Her gün kavanozdan en fazla 2 aktivite seçilebilir.
  • Bir aktivite seçmeden önce kavanoza koymak için çocuğunuzun yeni bir aktivite belirlemesi ve kavanoza koyması gereklidir.
  • Kavanozdan seçilen aktiviteler kavanoza hemen atılmaz, pazartesi gününe kadar ayrı bir yerde tutulur ve hafta başlangıcında tekrar içine atılır.

Sıkılmak olumsuzluk çağrıştırsa da aslında arada bir sıkılmak iyidir. Hatta sıkılmanın yaratıcılıkla doğrudan ilgisini bulan çalışmalar bile var. Bu noktada dikkat etmeniz ve cevabını bulmanız gereken şey çocuğunuz gerçekten “sıkılıyor” mu yoksa üzgün, yalnız ya da kızgın olduğu için size sıkıldığını mı söylüyor?

Sağlıkla kalın.

Helikopter Ebeveynlik

Birçok ebeveynlik tutumuna son zamanlarda bir yenisi daha eklendi: “Helikopter Ebeveynlik”. Kimdir bu ebeveynler derseniz; onlar çocuğunun üstüne olması gerekenden fazla düşen ve çocuğunun her yaptığını takip eden ebeveynlerdir.“Çocuğumuzu düşünmeyeceğiz mi o zaman, takip de mi etmeyeceğiz yaptıklarını ?!” diye içinizden geçirebilirsiniz ama burada önemli olan şey DENGE. Çünkü aşırıya kaçıldığında helikopter çocuklar ileriki hayatlarında birçok sorunla baş başa kalırlar. Bu sorunlar şu şekilde sıralanabilir:

  • Daha fazla sağlık problemi yaşarlar ÇÜNKÜ beslenme, uyku, spor vb. aktiviteleri hep ebeveynleri tarafından belirlendiği için kendi sağlıklarıyla nasıl ilgilenmeleri gerektiğini bilemezler.
  • Her şeye hakkım var düşüncesine sahip olurlar ÇÜNKÜ ebeveynleri onları evrenin merkezinde olduklarına inandırdığı için her zaman en iyisine sahip olmak isterler.
  • Duygusal sorunlar yaşarlar ÇÜNKÜ duygularını kontrol etme becerisini geliştiremezler ÇÜNKÜ üzgün ya da kızgın olduklarında ebeveynleri onları hemen yatıştırma ve mutlu etme peşinde olurlar.
  • Otokontrol becerileri olmaz ÇÜNKÜ kendi hayatlarını idare etme deneyimine sahip olamazlar; ebeveynleri onlar için her anı planlar ve tüm yapılacak işleri düzenler.

Ebeveyn olarak hiç kuşkusuz her adımınızdaki niyetiniz çocuğunuzun mutluluğu, başarısı ve huzuru için. Belki bu niyetle düşüyorsunuz üstüne bu kadar. Ancak bu durum onları kendi potansiyellerini keşfetmekten mahrum bırakıyor. Bırakın hata yapsın, bırakın başarısız olsun ki sağlıklı ve sorumluluk sahibi bir yetişkin olmasını sağlayacak becerilerini geliştirebilsin.

Sağlıkla kalın.