Bilgi için

kolcakdilan@gmail.com

Randevu almak için

0544 315 25 05

Konum

Beylikdüzü/İSTANBUL

Kategori arşivi Çocuk-Ergen

Prensler ve Prensesler

Her çocuk özel her çocuk güzeldir/yakışıklıdır ebeveyninin gözünde. Ancak çocuk yetiştirme sürecinden geçen ebeveynlerde gördüğüm şu ki herkesin çocuğu bir “prens” ya da bir “prenses”. Elleri sıcak sudan soğuk suya değmez, her şey önlerine gelir. Yemeği ağzına gelir, oyuncağı ayağına gelir, arkadaşı evine gelir ve masallar dile gelir.

Peki bu prens ve prensesler “saray”larından çıkıp sosyal ortamlara girdiğinde onları neler bekler ya da nelerle karşılaşırlar? Öncelikle gördükleri şu olur ki tek prens/prenses onlar değil. Başkaları da oynanan oyunların kurallarını koymak istiyor, başkaları da onların oynamayı çok sevdiği oyuncakla oynamak istiyor, başkaları da hep kendisi konuşsun istiyor. Ya da görüyorlar ki “prenses gibi” görünen bir tek o yokmuş aslında ve şu cümleler dökülüyor ağzından: “Ayşe’nin elbisesi daha güzel.” ,”Bana Leyla’nın tişörtünden al anne.”, “Saçlarım neden kısa, Miray’ınki gibi prenses örgüsü olmuyor saçım!

Özellikle okula başladıklarında hayatın belli bir düzen gerektirdiğini görüyorlar. İstediklerini akıllarına estiği gibi yapamadıklarını gördükçe de okula gitmek yerine “saray”larında kalmayı tercih ediyorlar. Yani kısaca dünyanın onların ekseni etrafında dönmediğini görüyorlar ani bir şekilde.

Yaş büyüdükçe ve yaşadıkları zorluklar şekil değiştirdikçe ne yapacaklarını bilemez bir halde oluyorlar. Çünkü o zamana kadar ebeveynleri onları her sorundan onların bir adım atmasına gerek kalmadan kurtarmış. Çocuklarınız sizin biriciğiniz, en değerliğiniz ve bu durum onun her istediğine “evet” demediğinizde, oynadığınız oyunda siz de söz sahibi olduğunuzda, ona yaşına uygun sorumluluklar verdiğinizde, yemeğini kendi yemesi yönünde teşvik ettiğinizde DEĞİŞMEYECEK. Tam aksine böyle davrandığınızda çocuklarınız sizler sayesinde sorumluluk sahibi, bilinçli, sabırlı ve kendini olduğu gibi seven yetişkinlere dönüşmek için ilk aşamayı tamamlamış olacaklar. Sevgili ebeveynler, şunu bilin ki yaptığınız ve yapmadığınız her ne varsa her zaman çocuklarınız için.

Sağlıkla kalın.

2 Yaş.. Sendrom mu Değil mi?

Sendrom, sözlük tanımıyla bir veya birkaç sıkıntının bir araya geldiği durumları tanımlar. Ancak içinde belli sıkıntılar barındırmasa da, pazartesi sendromu ya da 2 yaş sendromu gibi tanımlamalar dilimize yerleşmiş durumda. Öyle ki eski ve yeni nesil ebeveynleri de sıklıkla karşı karşıya getirir oldu bu durum. Büyükannelerden şunu duyar olduk: “Bizim zamanımızda sendrom mu vardı!” Nesiller arası farklılıklar olsa da eski ve yeni nesil çocukların davranışlarında aslında büyük değişimler olmadı. Değişen en temel şey anne-baba tutumları oldu. Eskiden olduğu gibi şimdi de çocuklar keşfetmeye ve denemeye yönelik davranışlar sergilemeye devam ediyor ve bağımsızlığı tatmaya çalışıyorlar.

Bebeklikten çocukluğa bir geçiş evresi olan 2-3 yaş arasındaki dönemde çocukların “Bana istediğini yaptırtamazsın. Ben istediğimi yaparım.” yaklaşımıyla itirazlara başlaması bir sendrom olarak adlandırılsa da bu süreç aslında çocukların “Ben artık bir bireyim. Yapmak istediklerime ben karar veririm.” mesajını ailelerine ilettiği bir dönem olarak tanımlanmalıdır. Bu döneme isim koyup etiketlemekten öte bu yaş döneminde çocuklara karşı nasıl tutumlar sergilenmesi gerektiğine odaklanmanın daha önemli olduğunu düşünerek ebeveynlerin çocuklarına karşı nasıl yaklaşacaklarını bilemediği bu döneme dair birkaç ipucu paylaşmak isterim sizinle:

Sınırlı Bağımsızlık

2 yaş civarında çocuklar annesinden ayrı bir birey olduğunu algılamasıyla bağımsızlığını kazanmaya çalışır. Söz dinlemeyebilir, istediği olmadığında öfkelenebilir, her işini kendisi yapmak isteyebilir. Çocuklara belli sınırlar içerisinde bağımsızlığını deneyimleme şansı verildiğinde ise çocuk daha ılımlı ve uyumlu yaklaşımlar sergileyecektir. Örneğin; belli bir kıyafeti giymesi yönünde diretmek yerine giyebileceği birkaç alternatifi onun önüne sunabilir ve “Hangisini giymek istersin?” şeklinde yaklaşabilirsiniz. Kararı kendisinin verdiğini görmek ona iyi hissettirecektir. Ya da mutfakta yemek yaparken her yemeği o da karıştırmak istiyorsa, “Elleme, dokunma, karışma!” vb. cümleler yerine akşam birlikte puding yapabileceğinizi ve yaparken onun karıştırabileceğini söyleyebilirsiniz.

Sakinleş.. Anla..

Güç mücadelesine giren, ağlayarak istediğini yaptırmak isteyen ya da yapması gereken bir şeyi reddeden çocuk karşısında ilk adımınız sakin bir tutum sergilemek olmalı. Karşı geldiğinde ya da inatlaştığında karşısında ona karşı gelen ve aynı şekilde inatlaşan bir ebeveyn görmek istemez çocuklar. Gördüklerinde de tepkileri bir kat daha artabilir. Bu nedenle sakinliğinizi koruyarak ilerlemeniz önemlidir. Bir diğer adım da davranışın altında yatan sebebi anlamaya çalışmak. Burada da devreye çocuğunuzu ne kadar iyi tanıyıp tanımadığınız giriyor. Örneğin; dişini fırçalamasını söylediğinizde buna cevabı “HAYIR” oluyorsa gerçekten yapmak mı istemiyor, tepkinizi mi ölçmek istiyor, o anda ilgilendiği şeyi mi bırakmak istemiyor ya da sadece bunu bir inatlaşma oyununa mı döndürüyor anlayabilmeniz çok önemli. Sebebini bulduğunuzda (örneğin oyununu bölmek istemediği için fırçalamıyorsa) onu anladığınızı söyleyerek işin içine biraz oyun katabilir ve inatlaşmadan çocuğunuzu yönlendirebilirsiniz (“Şu anda oynadığın oyunu bırakmak istemiyor olabilirsin, seni anlıyorum. O zaman şimdi bu sihirli değnekle oyunundaki zamanı durduralım ve dişlerini fırçalarken kaçırdığın hiçbir şey olmasın.”).

Altın Kural “Tutarlılık”

Çocukların ebeveynleriyle inatlaştığı durumlarda sıkça yapılan yanlış bir tutum var: Çocuğu ikna etmeye çalışmak. Çocuklar genellikle ikna edilmeye çalışıldıklarını hissettiklerinde savundukları düşünceye körü körüne bağlanabiliyor ve neden karşı çıktıklarını bile unutabiliyorlar. Örneğin; anaokuluna gitmek istemediğini dile getiren bir çocuk karşısında, okulu övmeye çalışmak (“Ama bak orada çok güzel oyuncaklar var, kalemler var boyama yapacaksın, parkta oynayacaksın.”) ters tepebiliyor. Okulu övmek yerine okula gitmesi gerektiği konusunda çocukla aynı cümleleri tekrar ederek konuşmak daha faydalı olabilmekte. Çocuğunuzun davranışı karşısında siz tutarlı davrandıkça inatlaşmalar azalacaktır. Ancak siz bir kere çocuğunuzun istenmeyen davranışına onay verirseniz sonrasında o davranışı yapmaması yönündeki söylemleriniz yetersiz kalacaktır.

Rol Model Olun

Çocuklar sosyal varlıklardır, gözlemleyerek öğrenirler. Örneğin; çocuğunuza sağlığı için yatmadan önce dişlerini fırçalamasını söyleyip, bu eylemi siz gerçekleştirmezseniz çocuğunuzun yapmasını beklemek yersiz olacaktır. Bu nedenle doğru davranış biçimlerini öğretebilmek adına ebeveynlerin önceliği rol model olmaktır.

Her çocuk keşfedilmesi gereken farklı bir dünya. Her girdikleri yaş da ebeveynler için keşif dolu bir yolculuk. Bu yolculukta çocuğunuz için doğru adımlar atarak ilerlemeniz dileğiyle.

Sağlıkla kalın.

Uzaktan Eğitimde Çocuk Psikolojisi

Okullar açılacak mı açılmayacak mı derken 31 Ağustos tarihinde başlayan telafi programı bu hafta sona eriyor. 21 Eylül itibariyle kademeli eğitimin başlaması beklenirken birçok öğrenci uzaktan eğitime bir süre daha devam edecek gibi görünüyor.

Mart ayında uzaktan eğitimin başlaması ve ardından yaz tatilinin gelmesiyle çocukların rehavete kapılması kaçınılmaz oldu. Kurallar azaldı, teknoloji ile geçirilen zaman arttı ve çocukların öğrenmeye dair motivasyonlarında da ister istemez azalma oldu. Okulların uzaktan veya hem yüz yüze hem uzaktan devam etmesi durumunda çocukların bu yeni düzene adapte olmalarını sağlamak için yapabileceğiniz birkaç ufak noktaya değinmek isterim:

*İlk önceliğiniz evdeki rutini oluşturmak olmalı. Bu rutin içerisinde uyku saatleri, yemek saatleri, ders saatleri ve ödev saatleri öncelikli belirlenerek bunların dışında kalanlar (serbest zaman, aile zamanı, bahçe zamanı vb.) da gün içerisine belli saatlere serpiştirilmeli.

*Uzaktan eğitimin bir süre daha devam etmesi durumunda çocukların motivasyonunu yüksek tutmak için ilk öncelik uykusunu iyi alması olacaktır. Geç saatlerde yatıp ders başlamadan 15-20 dakika önce kalkarak ekran başına geçen çocuklardan derse katılım ve motivasyon beklemek haksızlık olacaktır. Bu nedenle ders başlamadan en az 1 saat önce uyanmış olması çocukların öğrenme motivasyonunu olumlu etkileyecektir.

*Uykudan sonraki bir diğer temel konu yemek saatleridir. Okula gittiklerinde her gün aynı saatlerde kahvaltı, öğle yemeği ve ikindi kahvaltısı yapan çocuklar için evde de bu rutini oluşturmak önemlidir. Ders başlamasına kısa bir süre kala uyanıp kahvaltısını ilk ders esnasında ekran başında yapan ya da öğle arasında yemeğini yemeyip aradan sonra yemeğini ekran başında yemeye çalışan çocukların dikkatini tam anlamıyla derse vermesini bekleyemeyiz. Bu nedenle kahvaltı ve öğle yemeklerini 1 gün önceden ya da sabah kalktığında çocuğunuzla birlikte belirlediğinizde gün akışı planlı bir şekilde ilerleyecektir.

*Bir diğer konu da derse hazırlık için gerekli malzemelerin ders öncesi hazırlığının önemi. Sabah ders başlamadan önce gün içerisindeki tüm derslerinde gerekli olacak kitap, defter ve çalışma kağıtlarının 1 gece önceden çocuğunuzun çalışma masasında hazır olması (sanki çantasını hazırlıyor gibi), derslere katıldığı çalışma alanında her zaman kalemler, silgi ve kalemtıraşın bulunması da ders içerisinde ihtiyacı olan malzemeye hemen ulaşmasını ve bulamayıp telaşa kapılmasını önleyecektir.

Olağandışı bir dönemden geçerken süreç hem çocuklar hem ebeveynler hem de öğretmenler için zorlu geçmekte. Bu süreçte birbirinize karşı daha anlayışlı ve değişikliklere karşı daha açık olmanız hepiniz için en doğru tutum olacaktır.

Sağlıkla kalın.

Çocuk Psikoloğuna Gitmeden Önce Çocuk Nasıl Hazırlanmalıdır?

Çocuk psikoloğu ile görüşmeye gitmeden önce çocuğuna durumu nasıl açıklayacağına dair ebeveynler kimi zaman endişelenebiliyor. Bu endişeyle de eksik ya da yanlış bilgi verebiliyorlar. Çocuğa yapılacak açıklama yaş grubuna göre farklılık gösterecek olsa da unutulmaması gereken temel nokta “DÜRÜSTLÜK”.

Danışmanlık merkezine gelen, özellikle okul öncesi ve ilkokul çağındaki çocuklara gelmeden önce bir doktora gideceklerinin, okuldan bir öğretmen ile görüşeceklerinin ya da annesinin bir arkadaşı ile sohbet edeceklerinin söylendiğini gözlemliyorum ne yazık ki. Bazen de gittikleri yerin bir oyun alanı olduğunu söyleyenlerle karşılaşabiliyorum. Dürüst olmayan bu paylaşımlar çocuklarda maalesef farklı beklentilere sebep oluyor ve beklentileri karşılanmadığında ebeveynlerine karşı güvenleri zedeleniyor.

Kimi zaman ise çocuklara hiçbir açıklama yapılmadığını ve geleceği yere hazırlanmadığını gözlemliyorum. Çocuklar kendini bir anda merkezde buluyorlar ve ister istemez ilk duyguları ENDİŞE oluyor. Çocuğa eksik ya da yanlış bilgi vermek yerine onu DÜRÜST bir şekilde bilgilendirmek çocuğunuzun size ve uzmana karşı güveninin zedelenmesini önleyecektir.

Gitmeden önce ilk adım olarak doğru tanımlamayı yapın ve bir çocuk psikoloğuna gideceğinizi söyleyin. Çocuk psikoloğunun kim olduğunu, ne iş yaptığını ve orda onu neler beklediğini yaş grubuna göre net ve kısa bir şekilde açıklayın. Çocukların da büyükler gibi zaman zaman problemler yaşayabildiğini; kimisinin korkuları olduğunu, kimisinin arkadaşlarıyla problem yaşayabildiğini, kimisinin gittiği yeni ortama uyum sağlamakta zorlandığını söyleyerek örnekleyebilir ve çocuk psikoloğunun problemler karşısında çocuklara yardımcı olduğunu söyleyebilirsiniz. Okul öncesi çocuklar problem kelimesini anlamlandıramayabilir. Bu nedenle onlara açıklama yaparken bazen çocukların canını sıkan şeyler yaşayabildiklerini ve çocuk psikoloğunun çocuklara bu konuda yardımcı olduğunu söyleyebilirsiniz.

Açıklamanızdan sonra çocuğunuzdan gelecek bazı sorular olabilir: “Bana soru mu soracak?”, “Ne kadar orada kalacağım?”, “Sen de yanımda olacak mısın?”. Bu ve buna benzer sorulara da kısa, net ve dürüst cevaplar vermeyi ihmal etmeyin. Emin olmadığınız konularla ilgili yanlış bilgi vermek yerine bilmediğinizi ve gittiğinizde öğreneceğinizi söylemek daha doğru bir tutum olacaktır.

Dikkat edilmesi gereken diğer noktalar

İlk görüşmede genellikle ebeveynler ile sürece başlarız ve gerekli bilgileri öncelikle onlardan alırız. Bu sürede çocukların bekleme alanında olması gerekir. Bu nedenle ilk görüşmeye anne ve baba birlikte gelmeli ve çocuk psikoloğu bir ebeveyn ile görüşürken diğeri çocuk ile bekleme alanında vakit geçirmelidir. Anne ve babanın birlikte gelemeyeceği durumlarda ise çocukla birlikte gelen ebeveynin yanında mutlaka yetişkin başka bir aile üyesinin bulunması çocuğun endişesini azaltacaktır.

Çocuk psikoloğu ile görüşmenizi planlarken çocuğunuzun günlük akışını mutlaka göz önünde bulundurun. Arkadaşlarıyla planlanmış bir geziye gitmek ya da bir doğum günü partisine katılmak yerine çocuk psikoloğu ile görüşmeye getirilmiş bir çocuk kendisini değersiz hisseder. Aynı zamanda uykusunu tam alamamış, acıkmış ya da tüm gün dışarıda vakit geçirip enerjisi kalmamış bir şekilde görüşmeye gelen çocuklar ile görüşmelerde genellikle verim almakta zorlanırız. Bu nedenle gün ve saat planlamasına mutlaka dikkat edin.

Çocuğun yaşına ve yaşanan probleme göre çocuk psikoloğuna gelmeden önce hazırlanma süreci farklılık gösterse de önemli noktaları yukarıda sıraladım sizlere. Aklınıza takılan, merak ettiğiniz ya da daha detaylı bilgi almak istediğiniz bir konu varsa bana yazabilirsiniz.

Sağlıkla kalın.

Ne Zaman Çocuk Psikoloğuna Gidilmelidir?

Çocukken hiç psikolog deneyimi olmamış ebeveynler, günümüzde psikoloğa gitmenin önemini kavramış durumda. Günümüzde psikoloğa olan ihtiyacın da artmış olmasını göz önünde bulundurduğumuzda hangi durumlarda bir çocuk psikoloğuna gidilmesi gerektiğini paylaşmak isterim sizinle. Üç temel başlıkta bakacak olursak, aşağıdaki konu başlıkları sebebiyle çocuk psikoloğuna gidilebilir:

*Gelişim kontrolü

*Davranış problemleri ve uyum sorunu

*Aile içinde yaşanan sorunlar ve değişimler

Gelişim Kontrolü

0-6 yaş dönemi içerisinde gelişim kontrolü yaptırmak amacıyla düzenli aralıklarla çocukları bir çocuk psikoloğuna götürmek çocuğunuzun gelişim seyrini takip etmeniz açısından önem taşır. Gelişim kontrolü esnasında çocukları dört temel başlıkta inceleriz: fiziksel, motor, sosyal-duygusal ve dil gelişimi. Düzenli aralıklarla gelişim kontrolü için çocuğunuzu çocuk psikoloğuna götürdüğünüzde geriden takip eden gelişim alanı varsa tespit edilebilir ve bu alanları desteklemek için neler yapmanız gerektiğini öğrenmiş olursunuz. Belirli aralıklarla çocuk psikoloğuna gittiğinizde çocuğunuzun içinde bulunduğu dönemle ilgili genel bilgilere sahip olursunuz ve almanız gereken önlemleri alabilirsiniz. İlk gelişim kontrolü için 6-8 ay arası ideal bir dönemdir. Çocuğun gelişim seyrine göre sonraki kontrol görüşmelerinin sıklığı değişkenlik gösterebilir. Çocukların gelişim sürecinde annenin hamilelik dönemi ve doğum sürecinin de etkilerinin olduğu göz önünde bulundurulduğunda çocuğunuz dünyaya gelmeden önce de bir çocuk psikoloğuna giderek bebeğinizin gelişim süreci hakkında bilgi sahibi olabilirsiniz.

Davranış Problemleri ve Uyum Sorunu

Çocukluk döneminde yaşanan davranış problemleri çoğu zaman göz ardı edilerek zamanla geçeceği düşünülse de birçoğu psikolojik destek almadan çözülemeyecek problemlerdir. Bu davranış problemleri ve uyum sorunları aşağıdaki şekilde sıralanabilir:

Korkular, fobiler

Kaygı

Öfke ve saldırganlık

Parmak emme

Tırnak yeme

Alt ıslatma, kaka kaçırma

Tikler

Kardeş kıskançlığı

Özgüven problemleri

Bu problemler karşısında aileler “problemin ortadan kalkması” talebiyle çocuk psikoloğuna başvursa da bilinmelidir ki bu problemlere yol açan her neyse aslında o sorunun ortadan kalkması gerekir. Bu ve bunlara benzer problemlerle karşılaştığınızda en kısa sürede bir çocuk psikoloğuna başvurmanız doğru bir hamle olacaktır.

Aile İçi Sorunlar ve Değişimler

Her aile içinde irili ufaklı sorunlar zaman zaman olabilmekte ve çocuk için hayati değişimler gerçekleşebilmektedir. Bazı sorun ve değişimlere örnekler;

Boşanma

Aile bireyinin hastalık/kaza yaşaması

Aile bireyinin vefatı

Kardeş doğumu

Bakım veren kişinin değişimi

Anne veya babanın işe başlaması/işten ayrılması

Ev veya şehir değişikliği

Kreş veya anaokuluna başlangıç

İlkokula başlangıç

Yukarıda olan ve olmayan hayattaki bazı değişimler biz yetişkinleri etkilediği gibi çocukları da etkileyebilmekte. Ve tabi ki, bu değişimlerin etki düzeyi yetişkinlerde olduğu gibi çocuklarda da farklılık gösterebilmekte. Çocuğun yaşayacağı değişim öncesinde çocuk psikoloğuna başvurarak çocuğun bu olası değişime ne derece hazır olup olmadığını öğrenmek ve onu bu değişime psikolog desteğiyle hazırlamak en doğru karar olacaktır.

Bu yazımda sıraladığım belli başlıkların yanı sıra ailelerin çocuklarının büyüme ve gelişme süreçlerinde akıllarında bir takım sorular olabilir. Bu sorulara cevap bulabilmek adına da aileler her zaman bir çocuk psikoloğundan danışmanlık alabilir. Çocuğunuzdaki her türlü değişimi önemseyerek, geç kalmadan, doğru uzmana danışmanız ve sorunlarınızın büyümeden çözüm bulması dileğiyle.

Sağlıkla kalın.

Çocuk Psikoloğu Kimdir?

Bir önceki yazımda bahsettiğim gibi uzmanlık alanım çocuklar olduğu için ben kendimi çocuk psikoloğu olarak tanımlıyorum. “Çocuk psikoloğu” kimdir sorusunun cevabını da bu yazımda sizlerle paylaşmak istiyorum.

Bir çocuğun gelişiminde fizyolojik ihtiyaçlar kadar psikolojik ihtiyaçlar da önemli rol oynar. Fizyolojik ihtiyaçlar (beslenme, barınma vb.) ebeveynler tarafından kolay fark edilse de psikolojik ihtiyaçları fark etmek zaman alabilir.

Bir çocuğun sevgi, güven, karşılıksız kabul, bağımsızlık kazanımı gibi temel ihtiyaçları ebeveynleri tarafından karşılanmadığında o çocukta davranışsal ve gelişimsel sorunlar baş gösterebilir. Bir çocuğun psikolojik desteğe ihtiyacı olup olmadığı da o çocuğun davranışlarındaki değişim ve uyumsuzluktan anlaşılabilir.

Ebeveynler tarafından bu değişim ve uyumsuzluk fark edildiğinde, güvenilir ve doğru psikolojik desteği sağlayacak olanlar çocuk psikolojisi alanında çalışan uzman çocuk psikologlardır. Uzman çocuk psikoloğu olmak için; 4 yıllık psikoloji bölümünü bitirdikten sonra kişinin psikoloji alanında yüksek lisans eğitimini tamamlaması ve gerekli çocuk psikolojisi üzerine eğitimleri alması gerekmektedir. Tek başına alınmış psikoloji lisans eğitimi çocuk psikoloğu olmak ve çocuklarla çalışmak için yeterli değildir.

Çocuk psikoloğu 0-18 yaş grubuyla çalışır. Bu yaş grubu kendi içerisinde aşağıdaki şekilde alt gruplara bölünür:

*Bebeklik (0-2 yaş)

*Okul öncesi (3-6 yaş)

*Okul çağı (6-12 yaş)

*Erken ergenlik (12-14 yaş)

*Ergenlik (14-18 yaş)

Çocuk psikoloğu, çocuk ve ergenlerle çalışırken çocuğun izlemesi gereken gelişim basamaklarını (fiziksel, sosyal-duygusal, motor, dil) takip eder ve çocuğun yaşadığı sosyal-duygusal problemler üzerine çalışır. Çocuk psikoloğu ciddi ruhsal rahatsızlıklar karşısında kesin tanı koyamaz ve ilaç yazma yetkisine sahip değildir. Bu nedenle, çocuk psikologları çocuk psikiyatristleri ile iş birliği içerisinde olurlar ve gerekli durumlarda çocuğu çocuk psikiyatristine yönlendirirler.

Çocuğunuzun gelişim sürecini takip ederken gelişimsel gecikmeler fark ettiğinizde durumu ciddiye alarak bir çocuk psikoloğu ile görüşmeniz sorunun ilerlemeden önlenmesini sağlayabilir. Ciddi bir sorun yaşadığını görmeseniz de 0-6 yaş aralığında çocuğunuzu belirli aralıklarla çocuk psikoloğuna götürmeniz çocuğunuzun gelişimsel ve ruhsal sağlığı için büyük önem taşımaktadır.

Sağlıklı günler dilerim.

Psikolog Kimdir?

Psikoloğun kim olduğu konusunda birçok insanın çoğu zaman kavram karmaşası yaşadığını hem iş hem de özel hayatımda gözlemlemekteyim.

Ben de sevdiğim işi yaparken sizlere işimin “ne olduğu” ve “ne olmadığını” söyleyerek paylaşımlarıma başlamak istedim.

Kimileri için zaman zaman “pedagog”, “psikiyatrist”, “doktor”, “rehber” ve “danışman” olabiliyoruz; ancak bunların hepsi farklı meslek dalları ve bizler “PSİKOLOĞUZ”.

*PEDAGOG, eğitimcidir. Çocuklara eğitim verebilir, ailelere danışmanlık yapabilir. Ancak, çocukların psikolojik sorunlarını tedavi edemez. Pedagoji bölümü de ülkemizde 1982 yılından beri mezun vermiyor, yasa ile birlikte bu bölümün adı Psikolojik Danışmanlık ve Rehberlik olmuştur. Üniversitelerin bu bölümünden mezun olanlar da “psikolojik danışman” olurlar, okullarda çalışanlar da “rehber öğretmen” olarak tanımlanırlar.

*PSİKİYATRİST, psikiyatri alanında uzmanlaşmış tıp doktorudur. Ruh sağlığı ve ruh hastalıkları alanında eğitim alırlar. Bu eğitim farmakolojiyi de içerdiği için ilaç yazma yetkisine sahip olurlar. Alt uzmanlıklarına göre yetişkin veya çocuk-ergen psikiyatristi olarak da adlandırılabilirler.

*PSİKOLOG, 4 yıllık psikoloji lisans eğitimini tamamlamış kişidir. Psikolojinin herhangi bir alanında (klinik, gelişim, spor, sosyal, bilişsel, endüstriyel, adli, deneysel, eğitim) yüksek lisans eğitimi aldığında “uzman psikolog” ünvanı alır.

Uzmanlığım “Gelişim Psikolojisi” üzerine olduğu ve çocuk psikololojisi alanında çalıştığım için ben kendimi “çocuk psikoloğu” olarak tanımlayabilirim. Çocuk psikoloğu kimdir sorusunun detaylarını da bir sonraki yazımda bulabilirsiniz.

Sağlıklı günler dilerim.