Bilgi için

kolcakdilan@gmail.com

Randevu almak için

0544 315 25 05

Konum

Beylikdüzü/İSTANBUL

Kategori arşivi Çocuk-Ergen

Çocuklarla Etkili İletişim

İletişim deyince aklınıza ne geliyor? Günlük hayatta sıkça kullandığımız bir kelime belki ama anlamını biliyor muyuz acaba? İletişim; kişilerin birbirilerine (bilinçli ya da bilinçsiz olarak) duygu ve düşünceleri aktardıkları süreçtir. İletişim süresince bir taraf aktaran diğer taraf dinleyen olur. Dinlemenin de iki çeşidi vardır: pasif ve etkin dinleme. Pasif dinleme; dinlemeye herhangi bir yorum katılmadan, jest ve mimiklerle dinlediğinizi hissettirmeniz şeklindedir. Etkin dinleme ise karşınızdaki kişinin söylediği sözleri açarak tekrar etmek ve kendi çözümlerini bulmasında yardımcı olma şeklindedir.

Çocukların davranışlarının kabul edilebilir bir düzeyde olması, yapıcı ve uyumlu bir birey olarak yetişmesi anne-baba-çocuk iletişimine bağlıdır. Bu konuya dair sunacağım önerileri uyguladığınızda çocuklarınızla olan iletişiminiz daha verimli olacaktır.

Problem davranış ile olduğu anda baş etme

Küçük çocuklar daha çok ‘şimdi’ yönelimlidirler. O nedenle günlerden sonra konuları gündeme getirmek etkili bir yöntem değildir. Bunun için önemli konuları mümkün olduğunca o davranış olduktan hemen sonra konuşmak en iyisidir.

Bazı durumlarda tek başınızayken konuşmanız gerekebilir. Bu durumlarda tek başına kalıp konuşabilene kadar beklemeniz daha doğru olacaktır.

Onlar hakkında değil doğrudan onlara konuşma

Çocuklar kendileri ‘hakkında’ söylenilenleri (“Babası biliyor musun bugün şu tablet oğlunun elinden düşmedi!”) becerikli bir şekilde sunulan ‘doğrudan geri bildirim’den (“Bütün gün tableti elinden düşürmemen beni üzdü.”) daha incitici bulmaktadırlar. Bu nedenle çocuğunuzun davranışları hakkında doğrudan bazı değerlendirmeler yapmak ve sizden geri bildirim almasını sağlamak kendisine saygı duyulduğunu hissetmelerini sağlayacaktır.

Kibar şekilde konuşma

Olumlu etkileşimleri yaratmada ‘Teşekkür ederim’, ‘Lütfen’, ‘Özür dilerim’ gibi nezaket sözcükleri kullanmak en etkili yöntemdir. Çocuklar için önemli modeller olduğunuz için etkileşimlerinizde kibar bir dil kullanmaya özen göstermeniz ve seçtiğiniz sözcüklere dikkat etmeniz büyük öneme sahiptir.

Göz iletişimi kurma ve sözel olmayan mesajların farkında olma

Çocuklar ile iletişim kurarken onların göz hizasında konuşmaya özen göstermek atılacak ilk adım olmalıdır. Ayrıca, çocuklar yetişkinlerin ne dediğinden çok ne yaptığına daha sık tepki verirler ve yetişkinlerin sözel olmayan mesajlarını okumaya daha eğilimlidirler. Bu yüzden sözel olmayan mesajlarınızı sözel mesajlarınızla uyumlu bir şekilde sunmanız önemlidir.  Örneğin; kızgın olmadığınızı bağırarak söylediğinizde çocuğunuz söylediklerinizden çok ses tonunuzu dinlemeye daha eğilimlidir.

‘Ben dili’ kullanma yoluyla ifadeler için sorumluluğu alma

‘Ben’ mesajı diğer insanların bakış açılarını anlamayı öğrenmede kullanılan bir yöntemdir. Eğer çocuğunuza ‘Sürekli yaramazlık yapıyorsun!’, ‘Yine mi ödevini bitiremedin!’ dediğinizde büyük olasılıkla kendine saldırılmış hissedip kendini savunmaya geçecektir. Bunun yerine ‘Yaptığın o davranış benim dikkatimi dağıtıyor ve kendimi rahatsız hissediyorum.’ dediğinizde çocuğunuz kendisinin diğer insanlar üzerindeki etkisi hakkında bazı bilgilere sahip olacaktır. Ben mesajı çocuğun davranışı, onun sizin üzerindeki etkisi ve sizin yaşadığınız duygu sırasını izlemelidir. Örneğin; ‘Benim sözümü kestiğin zaman dikkatim dağılıyor ve telefondaki arkadaşımı dinlemekte zorlanıyorum ve bu da beni rahatsız ediyor.’ gibi.

Soru sormak yerine değerlendirmeler yapma

Çocuklar bir hata yaptığında sıklıkla soru bombardımanına tutulurlar. Bu durum çocuğu savunucu bir duygu içinde bırakır ve yaptığı davranışı savunma yolunu tercih etmeye çalışır. Sorularla onu bunaltmak yerine ‘İyi misin?’, ‘Birkaç dakika için odana gitmek ister misin?’, ‘Sana yardım edebilir miyim?’ gibi sorular son derecede yararlı olur. Soracağınız soruları değerlendirmeler ile değiştirme fırsatına sahipsiniz. Örneğin; ödevini yapmak için odasına çekilen çocuğunuz uzunca bir süre geçtikten sonra hala ödevini bitirmediğinde “Ne yapıyordun? Neden bitmedi?” demek yerine “Ödevini bu sürede bitiremeyince merak ettim çünkü birazdan yemek yiyeceğiz.” demek daha uygun olacaktır.

Burada yazıya döktüğüm her şey ideal bir iletişim için yapmanız gerekenlerdir. Tüm bunları pratiğe dökerken şunu unutmamanız gerekir ki her çocuk farklı bir mizaca sahiptir ve her çocuğa kendi karakterine özgü davranmak gerekir. Eğer burada anlatılanlar iletişimin alfabesiyse, siz bu alfabeden oluşturacağınız kelimeleri çocuğunuzun kişilik özeliklerini de göz önünde bulundurarak oluşturmalısınız.

Sağlıkla kalın.

Yaş Gelişim Özellikleri

Her çocuk birebir aynı dönemlerden geçmese de sağlıklı büyüyen çocukların bulunduğu yaşa göre belli becerileri yerine getirmesi beklenir. 2-6 yaş arasındaki dönem, kişiliğin ana hatlarının oluşmaya başladığı dönem olmasından dolayı büyük öneme sahiptir. Bu nedenle, bu dönemdeki çocukların yaş gelişim özelliklerini bilmek ve bu özelliklere uygun davranışlarda bulunmak çocuğunuzun sağlıklı gelişimine önemli katkı sağlayacaktır. Gelin birlikte bakalım hangi yaşta hangi becerilere sahip olur çocuklar.

Yukarıdaki tablolarda çocukların 2-6 yaş arası dönemde 4 temel gelişm alanındaki belli başlı özelliklerini gördünüz. Bu yaş dönemlerinde çocuğunuzun özelliklerini bilmek onun davranışlarını daha yakından anlamanız için kılavuz niteliğindedir. Unutmayın ki bu dönemde gösterilen olumlu ya da olumsuz tutumlar ve davranışlar çocuğunuzun gelecek yaşamını şüphesiz etkileyecektir. Bilinçli ebeveynler ile her yönden sağlıklı nesillerin yetişmesi dileğiyle.

Sağlıkla kalın.

Tuvalet Eğitimi Hakkında Bilinmesi Gerekenler

Birçok konuda olduğu gibi tuvalet eğitiminde de anneler en yakınındaki kişilerden konuya dair öneriler alarak ilk adımı atmaya çalışırlar. Kimi zaman ise internetten veya kitaplardan yardım alırlar. Atılacak adımların her ne kadar belli bir çerçevesi olsa da, bu süreçte her çocuk ve her anne farklı bir yol izleyebiliyor. Gelin birlikte bakalım bu “Tuvalet Eğitimi” konusunun çerçevesinde neler varmış.

Tuvalet Eğitimine Başlamadan Önce

Kasların gelişimi; rektum-anüs 18 ay, mesane-üretra 24 ay şeklinde tamamlanır. Bu nedenle çocuklar bir buçuk yaşından önce isteseler de tuvaleti geldiğinde söyleyemeyebilirler. Bu nedenle çocuğunuzun eğitime hazır olduğunun ipuçlarını mutlaka beklemeli ve ipuçlarını gözlemledikten sonra kendinizi de hazır hissettiğinizde bu sürece başlamalısınız. Kardeşin doğumu, okula başlama, taşınma gibi dönemlerdeyseniz veya yakın zamanda bu dönemlere giriş yapacaksanız bu eğitime başlamaktan kaçınılmalısınız. Çocuğunuzun tuvalet eğitimine hazır olduğunu gösteren bazı ipuçları şunlardır:

-Bezi kirlendiğinde rahatsız olur ve temizle kirli arasındaki farkı anlar.

-Sabahları bezi kuru olur.

-Çevresindeki kişilerden temiz olmanın önemini öğrenmeye başlar ve altının kirli olmasının fark edilmesinden çekinir.

-Anne-babasının veya kardeşinin tuvaletteki davranışlarını taklit eder.

-Tuvaletini yaparken haber verir ve kendine özgü bir şekilde belirtir (Ör; “Anne çiş!”).

-Tuvaletini yapmak için odanın bir köşesine gider, kakasını saklanarak yapar.

-Pantolonunu/taytını kendi başına çıkarmaya çalışır ve kendi başına yaptığını belirtmekten hoşlanır.

Tuvalet Eğitimine Başlarken

Tuvalet  eğitimi  verirken  acele  etmemeli  fakat  geç  de kalınmamalıdır. Bu sürecin tamamlanması 6-8 ay alabilir. Bu nedenle sabır gerektiren bir uğraştır. Tuvalet  eğitimine  basamaklı  olarak  24  ay  civarında  başlanması  önerilir. Çocukların  çoğu  30-36.  aylarda  gündüz,  36-48.  aylarda  ise  gece  tuvalet kontrolünü  sağlar. 

Tuvalet eğitimine başladığınızda çocuğunuzun  idrar/kaka  yapma ritmine  göre  her  gün  düzenli aralıklarla  lazımlığa/tuvalete  oturtmanız önemlidir. Başlangıç için günde 3 kez 5-10 dakika lazımlıkta/tuvalette oturtmak uygundur. Yemekten 20-30 dakika sonrası gastrokolik refleksin etkisi nedeniyle doğru zaman olabilir.

Tuvalet Eğitimi Sürerken

Tuvaletini lazımlığa/tuvalete yaptığında çocuğunuzu övmeniz ve/veya ufak ödüller vermeniz onu bu konuda destekleyecektir. Ancak yapmadığı zamanlarda onu kınamaktan mutlaka kaçınmalısınız. Tuvaletini yapmayıp sadece oturduğunda bile övmeniz motivasyonunu arttıracaktır.

Tuvaleti   kullanmayı   öğrenmek   aile ve çocuk   ilişkisini   etkileyen   önemli   bir egemenlik basamağıdır. Bu eğitim sürecinde çocuğunuzla inatlaşmanız idrar ve kaka kaçırma gibi sorunlara yol açabilir

Tuvalet eğitimi devam ederken çiş/kaka kaçırdığında çocuğunuza kızmamalısınız. Tuvalet eğitimini kazanmış olsa bile çocuklar gece-gündüz fark etmeden bazen kaçırabilirler; bu durum sizi endişelendirmesin.

Tuvalet eğitimi tüm gelişimsel süreçlerde olduğu gibi her çocuğun kendi zamanlamasında ilerleyeceği bir süreç. Anne-babalar olarak onun bu adımı geçebilmesi adına ipuçlarını takip etmeniz, ona alan ve zaman tanıyarak sabır göstermeniz bu süreci sağlıkla geçirmesini sağlayacaktır. Tüm çabanıza rağmen tuvalet eğitimini tamamlamakta zorlanıyorsanız önce fizyolojik sonra gerekli görülürse psikolojik bir destek almak adına bir uzmana danışmanız doğru bir adım olacaktır.

Sağlıkla kalın.

Ders Çalışmak Nasıl Gözde Büyümez?

Her ne kadar telafi haftalarını geride bırakalı 1 ayı geçse de 2020-2021 Eğitim Öğretim dönemi 21 Eylül itibariyle başladı ve 3 hafta geride kaldı. Bu süreçte evden ve okuldan devam eden çocuklar için sorumluluklar da git gide artmaya başladı. Ödevler, ders tekrarları, soru çözümleri derken tüm gün oturduğu o çalışma masasına tekrar oturmak her çocuk için kolay olmuyor. Hal böyle olunca da çocukları motive etmek ebeveynlere düşüyor. İşte sizlere birkaç öneri:

Sorumluluk Ona Ait

Ders çalışmak tüm çocukların yaşı kaç olursa olsun güle oynaya koşa koşa yapmak isteyeceği bir şey olmadı hiçbir zaman; aynı ütü yapmanın biz yetişkinlerin çoğu için zevkli olmayışı gibi. Ancak çocuğunuz istemese bile ödevini yapma ve dersini çalışma sorumluluğunun ona ait olduğunu ve sorumluluğunu zamanında yerine getirmediğinde yaşayacağı sonucu mutlaka aktarın. Bitirilmeyen ödevler, okunmayan kitaplar, çalışılmayan konular biriktikçe yaşayabileceği zorluğu anlayabilmesi adına kendi hayatınızdan da örnekler verebilirsiniz; örneğin, zamanında ütülenmeyen kıyafetlerin küçük bir dağ oluşturması ve kısa sürede bitirebilecekken ütü yapmanın saatler alması gibi.

Önce Sorumluluk Sonra Teknoloji

Yüz yüze eğitim kısmen başlamış olsa da uzaktan eğitimin hayatımızda olmaya devam etmesiyle tüm yaş çocuklarının ekran süreleri ister istemez artmış durumda ve teknolojik araçlar her an onlar için ulaşılabilir konumda. Bu durum ister istemez onları sorumluluklarını yerine getirmekten alıkoyabilmekte ve teknoloji her daim cazibesini korumakta. Ders sırasında ya da ders aralarında telefonu veya tableti yanında olan bir çocuğun derse adapte olmasını beklemek mucize olacağı için teknolojiye dair rutinleri okula gidiyormuşçasına gerçekleştirmek adına televizyona ve online eğitim süreci hariç tablet, bilgisayar veya telefona ancak ödevlerini bitirip gerekli çalışmalarını tamamladığında ulaşabilmesini sağlamanız önemli.

Böl ve Fethet

Verilen ödevler, tamamlanması gereken çalışmalar ya da okunması gereken kitaplar bizim gözümüzde çantada keklik olsa da onların gözünde asla bitmeyecek gibi görünebilir zaman zaman. Bu nedenle yapılması gerekenleri parçalara bölerek tamamlamaya çalışmak kendisini daha iyi hissettirebilir. 2 sayfalık bir ödevse bile kimi çocuk bir araya ihtiyaç duyabilir kimisi de tek seferde tamamlayıp oyuna dönmek isteyebilir. Çocuğunuzun ihtiyacına göre hareket ettiğinizde daha verimli sonuçlar alacaksınızdır.

Ebeveyn olarak zorlandığınız zamanlar olduğunda ilk adımınız empati olursa (“Ders çalışmak istemeyen bir çocuk olsam beni ne motive ederdi?”) doğru cevaba daha kısa sürede ulaşırsınız.

Sağlıkla kalın.

Çocuklar Ne Duymak İster?

“SENİ SEVİYORUM”

Ebeveynleri tarafından koşulsuz sevilmek ve sevildiğini bilmek her çocuğun ihtiyacıdır. Ona karşı olan sevginizin davranışları karşısında değişmeyeceğini bilmeli çocuklarınız. Olumsuz davranışları karşısında yorumunuz kendisine değil davranışına karşı olmalı (“Sürekli beni üzüyorsun!” yerine “Bu yaptığın beni sürekli üzüyor.” diyebilirsiniz).

“HADİ BİRLİKTE ÇÖZELİM”

Hatası karşısında problemi çocuğunuzun yüzüne vurmak yerine problemi nasıl çözebileceğinize odaklanmanız onlar için çok önemli. Suçlamak en kolayı, peki ya yol göstermek? Belki kalemi tam tutamıyor, belki sınavlarda yüksek not alamıyor, belki de iki tekerlekli bisiklet süremiyor. “NEDEN YAPAMIYORSUN!” yaklaşımı yerine nasıl yapabileceğine dair desteğinizi göstermek onu başarıya daha hızlı ulaştıracaktır.

“BUGÜN DAHA İYİYDİN”

Konu ne olursa olsun çocuğunuzu başkalarıyla kıyaslamaktan kaçının. Ne abi veya ablasına ne de kardeşine benzemez hiçbir çocuk, benzemek zorunda da değil. Belki komşu çocuğu daha başarılı, belki kuzeni daha sportif, belki arkadaşı daha sakin. Peki ya siz? Tüm anne babalar birbirine benziyor mu? Çocuğunuz sizi arkadaşlarının anne babasıyla kıyaslasa siz nasıl hissederdiniz? Bir kıyas yapacaksanız bu çocuğunuzun kendisiyle olmalı; ne yaptı da daha iyi/kötü oldu sonuç yalnızca bu konuşulmalı aranızda.

“ÖZÜR DİLERİM”

Hata yapmak büyük küçük herkese mahsus. Önemli olan ise hatalardan ders çıkarmak ve tekrarlamamak. Çocuklar da her konuda olduğu gibi bu konuda da gözlemleyerek öğrenirler. Hatanız karşısında çocuğunuzdan özür dilediğinizde ve hatanızı tekrarlamadığınızda aynı davranışı onun da göstermesi adına örnek olmuş olursunuz.

Sağlıkla kalın.

Prensler ve Prensesler

Her çocuk özel her çocuk güzeldir/yakışıklıdır ebeveyninin gözünde. Ancak çocuk yetiştirme sürecinden geçen ebeveynlerde gördüğüm şu ki herkesin çocuğu bir “prens” ya da bir “prenses”. Elleri sıcak sudan soğuk suya değmez, her şey önlerine gelir. Yemeği ağzına gelir, oyuncağı ayağına gelir, arkadaşı evine gelir ve masallar dile gelir.

Peki bu prens ve prensesler “saray”larından çıkıp sosyal ortamlara girdiğinde onları neler bekler ya da nelerle karşılaşırlar? Öncelikle gördükleri şu olur ki tek prens/prenses onlar değil. Başkaları da oynanan oyunların kurallarını koymak istiyor, başkaları da onların oynamayı çok sevdiği oyuncakla oynamak istiyor, başkaları da hep kendisi konuşsun istiyor. Ya da görüyorlar ki “prenses gibi” görünen bir tek o yokmuş aslında ve şu cümleler dökülüyor ağzından: “Ayşe’nin elbisesi daha güzel.” ,”Bana Leyla’nın tişörtünden al anne.”, “Saçlarım neden kısa, Miray’ınki gibi prenses örgüsü olmuyor saçım!

Özellikle okula başladıklarında hayatın belli bir düzen gerektirdiğini görüyorlar. İstediklerini akıllarına estiği gibi yapamadıklarını gördükçe de okula gitmek yerine “saray”larında kalmayı tercih ediyorlar. Yani kısaca dünyanın onların ekseni etrafında dönmediğini görüyorlar ani bir şekilde.

Yaş büyüdükçe ve yaşadıkları zorluklar şekil değiştirdikçe ne yapacaklarını bilemez bir halde oluyorlar. Çünkü o zamana kadar ebeveynleri onları her sorundan onların bir adım atmasına gerek kalmadan kurtarmış. Çocuklarınız sizin biriciğiniz, en değerliğiniz ve bu durum onun her istediğine “evet” demediğinizde, oynadığınız oyunda siz de söz sahibi olduğunuzda, ona yaşına uygun sorumluluklar verdiğinizde, yemeğini kendi yemesi yönünde teşvik ettiğinizde DEĞİŞMEYECEK. Tam aksine böyle davrandığınızda çocuklarınız sizler sayesinde sorumluluk sahibi, bilinçli, sabırlı ve kendini olduğu gibi seven yetişkinlere dönüşmek için ilk aşamayı tamamlamış olacaklar. Sevgili ebeveynler, şunu bilin ki yaptığınız ve yapmadığınız her ne varsa her zaman çocuklarınız için.

Sağlıkla kalın.

2 Yaş.. Sendrom mu Değil mi?

Sendrom, sözlük tanımıyla bir veya birkaç sıkıntının bir araya geldiği durumları tanımlar. Ancak içinde belli sıkıntılar barındırmasa da, pazartesi sendromu ya da 2 yaş sendromu gibi tanımlamalar dilimize yerleşmiş durumda. Öyle ki eski ve yeni nesil ebeveynleri de sıklıkla karşı karşıya getirir oldu bu durum. Büyükannelerden şunu duyar olduk: “Bizim zamanımızda sendrom mu vardı!” Nesiller arası farklılıklar olsa da eski ve yeni nesil çocukların davranışlarında aslında büyük değişimler olmadı. Değişen en temel şey anne-baba tutumları oldu. Eskiden olduğu gibi şimdi de çocuklar keşfetmeye ve denemeye yönelik davranışlar sergilemeye devam ediyor ve bağımsızlığı tatmaya çalışıyorlar.

Bebeklikten çocukluğa bir geçiş evresi olan 2-3 yaş arasındaki dönemde çocukların “Bana istediğini yaptırtamazsın. Ben istediğimi yaparım.” yaklaşımıyla itirazlara başlaması bir sendrom olarak adlandırılsa da bu süreç aslında çocukların “Ben artık bir bireyim. Yapmak istediklerime ben karar veririm.” mesajını ailelerine ilettiği bir dönem olarak tanımlanmalıdır. Bu döneme isim koyup etiketlemekten öte bu yaş döneminde çocuklara karşı nasıl tutumlar sergilenmesi gerektiğine odaklanmanın daha önemli olduğunu düşünerek ebeveynlerin çocuklarına karşı nasıl yaklaşacaklarını bilemediği bu döneme dair birkaç ipucu paylaşmak isterim sizinle:

Sınırlı Bağımsızlık

2 yaş civarında çocuklar annesinden ayrı bir birey olduğunu algılamasıyla bağımsızlığını kazanmaya çalışır. Söz dinlemeyebilir, istediği olmadığında öfkelenebilir, her işini kendisi yapmak isteyebilir. Çocuklara belli sınırlar içerisinde bağımsızlığını deneyimleme şansı verildiğinde ise çocuk daha ılımlı ve uyumlu yaklaşımlar sergileyecektir. Örneğin; belli bir kıyafeti giymesi yönünde diretmek yerine giyebileceği birkaç alternatifi onun önüne sunabilir ve “Hangisini giymek istersin?” şeklinde yaklaşabilirsiniz. Kararı kendisinin verdiğini görmek ona iyi hissettirecektir. Ya da mutfakta yemek yaparken her yemeği o da karıştırmak istiyorsa, “Elleme, dokunma, karışma!” vb. cümleler yerine akşam birlikte puding yapabileceğinizi ve yaparken onun karıştırabileceğini söyleyebilirsiniz.

Sakinleş.. Anla..

Güç mücadelesine giren, ağlayarak istediğini yaptırmak isteyen ya da yapması gereken bir şeyi reddeden çocuk karşısında ilk adımınız sakin bir tutum sergilemek olmalı. Karşı geldiğinde ya da inatlaştığında karşısında ona karşı gelen ve aynı şekilde inatlaşan bir ebeveyn görmek istemez çocuklar. Gördüklerinde de tepkileri bir kat daha artabilir. Bu nedenle sakinliğinizi koruyarak ilerlemeniz önemlidir. Bir diğer adım da davranışın altında yatan sebebi anlamaya çalışmak. Burada da devreye çocuğunuzu ne kadar iyi tanıyıp tanımadığınız giriyor. Örneğin; dişini fırçalamasını söylediğinizde buna cevabı “HAYIR” oluyorsa gerçekten yapmak mı istemiyor, tepkinizi mi ölçmek istiyor, o anda ilgilendiği şeyi mi bırakmak istemiyor ya da sadece bunu bir inatlaşma oyununa mı döndürüyor anlayabilmeniz çok önemli. Sebebini bulduğunuzda (örneğin oyununu bölmek istemediği için fırçalamıyorsa) onu anladığınızı söyleyerek işin içine biraz oyun katabilir ve inatlaşmadan çocuğunuzu yönlendirebilirsiniz (“Şu anda oynadığın oyunu bırakmak istemiyor olabilirsin, seni anlıyorum. O zaman şimdi bu sihirli değnekle oyunundaki zamanı durduralım ve dişlerini fırçalarken kaçırdığın hiçbir şey olmasın.”).

Altın Kural “Tutarlılık”

Çocukların ebeveynleriyle inatlaştığı durumlarda sıkça yapılan yanlış bir tutum var: Çocuğu ikna etmeye çalışmak. Çocuklar genellikle ikna edilmeye çalışıldıklarını hissettiklerinde savundukları düşünceye körü körüne bağlanabiliyor ve neden karşı çıktıklarını bile unutabiliyorlar. Örneğin; anaokuluna gitmek istemediğini dile getiren bir çocuk karşısında, okulu övmeye çalışmak (“Ama bak orada çok güzel oyuncaklar var, kalemler var boyama yapacaksın, parkta oynayacaksın.”) ters tepebiliyor. Okulu övmek yerine okula gitmesi gerektiği konusunda çocukla aynı cümleleri tekrar ederek konuşmak daha faydalı olabilmekte. Çocuğunuzun davranışı karşısında siz tutarlı davrandıkça inatlaşmalar azalacaktır. Ancak siz bir kere çocuğunuzun istenmeyen davranışına onay verirseniz sonrasında o davranışı yapmaması yönündeki söylemleriniz yetersiz kalacaktır.

Rol Model Olun

Çocuklar sosyal varlıklardır, gözlemleyerek öğrenirler. Örneğin; çocuğunuza sağlığı için yatmadan önce dişlerini fırçalamasını söyleyip, bu eylemi siz gerçekleştirmezseniz çocuğunuzun yapmasını beklemek yersiz olacaktır. Bu nedenle doğru davranış biçimlerini öğretebilmek adına ebeveynlerin önceliği rol model olmaktır.

Her çocuk keşfedilmesi gereken farklı bir dünya. Her girdikleri yaş da ebeveynler için keşif dolu bir yolculuk. Bu yolculukta çocuğunuz için doğru adımlar atarak ilerlemeniz dileğiyle.

Sağlıkla kalın.

Uzaktan Eğitimde Çocuk Psikolojisi

Okullar açılacak mı açılmayacak mı derken 31 Ağustos tarihinde başlayan telafi programı bu hafta sona eriyor. 21 Eylül itibariyle kademeli eğitimin başlaması beklenirken birçok öğrenci uzaktan eğitime bir süre daha devam edecek gibi görünüyor.

Mart ayında uzaktan eğitimin başlaması ve ardından yaz tatilinin gelmesiyle çocukların rehavete kapılması kaçınılmaz oldu. Kurallar azaldı, teknoloji ile geçirilen zaman arttı ve çocukların öğrenmeye dair motivasyonlarında da ister istemez azalma oldu. Okulların uzaktan veya hem yüz yüze hem uzaktan devam etmesi durumunda çocukların bu yeni düzene adapte olmalarını sağlamak için yapabileceğiniz birkaç ufak noktaya değinmek isterim:

*İlk önceliğiniz evdeki rutini oluşturmak olmalı. Bu rutin içerisinde uyku saatleri, yemek saatleri, ders saatleri ve ödev saatleri öncelikli belirlenerek bunların dışında kalanlar (serbest zaman, aile zamanı, bahçe zamanı vb.) da gün içerisine belli saatlere serpiştirilmeli.

*Uzaktan eğitimin bir süre daha devam etmesi durumunda çocukların motivasyonunu yüksek tutmak için ilk öncelik uykusunu iyi alması olacaktır. Geç saatlerde yatıp ders başlamadan 15-20 dakika önce kalkarak ekran başına geçen çocuklardan derse katılım ve motivasyon beklemek haksızlık olacaktır. Bu nedenle ders başlamadan en az 1 saat önce uyanmış olması çocukların öğrenme motivasyonunu olumlu etkileyecektir.

*Uykudan sonraki bir diğer temel konu yemek saatleridir. Okula gittiklerinde her gün aynı saatlerde kahvaltı, öğle yemeği ve ikindi kahvaltısı yapan çocuklar için evde de bu rutini oluşturmak önemlidir. Ders başlamasına kısa bir süre kala uyanıp kahvaltısını ilk ders esnasında ekran başında yapan ya da öğle arasında yemeğini yemeyip aradan sonra yemeğini ekran başında yemeye çalışan çocukların dikkatini tam anlamıyla derse vermesini bekleyemeyiz. Bu nedenle kahvaltı ve öğle yemeklerini 1 gün önceden ya da sabah kalktığında çocuğunuzla birlikte belirlediğinizde gün akışı planlı bir şekilde ilerleyecektir.

*Bir diğer konu da derse hazırlık için gerekli malzemelerin ders öncesi hazırlığının önemi. Sabah ders başlamadan önce gün içerisindeki tüm derslerinde gerekli olacak kitap, defter ve çalışma kağıtlarının 1 gece önceden çocuğunuzun çalışma masasında hazır olması (sanki çantasını hazırlıyor gibi), derslere katıldığı çalışma alanında her zaman kalemler, silgi ve kalemtıraşın bulunması da ders içerisinde ihtiyacı olan malzemeye hemen ulaşmasını ve bulamayıp telaşa kapılmasını önleyecektir.

Olağandışı bir dönemden geçerken süreç hem çocuklar hem ebeveynler hem de öğretmenler için zorlu geçmekte. Bu süreçte birbirinize karşı daha anlayışlı ve değişikliklere karşı daha açık olmanız hepiniz için en doğru tutum olacaktır.

Sağlıkla kalın.

Çocuk Psikoloğuna Gitmeden Önce Çocuk Nasıl Hazırlanmalıdır?

Çocuk psikoloğu ile görüşmeye gitmeden önce çocuğuna durumu nasıl açıklayacağına dair ebeveynler kimi zaman endişelenebiliyor. Bu endişeyle de eksik ya da yanlış bilgi verebiliyorlar. Çocuğa yapılacak açıklama yaş grubuna göre farklılık gösterecek olsa da unutulmaması gereken temel nokta “DÜRÜSTLÜK”.

Danışmanlık merkezine gelen, özellikle okul öncesi ve ilkokul çağındaki çocuklara gelmeden önce bir doktora gideceklerinin, okuldan bir öğretmen ile görüşeceklerinin ya da annesinin bir arkadaşı ile sohbet edeceklerinin söylendiğini gözlemliyorum ne yazık ki. Bazen de gittikleri yerin bir oyun alanı olduğunu söyleyenlerle karşılaşabiliyorum. Dürüst olmayan bu paylaşımlar çocuklarda maalesef farklı beklentilere sebep oluyor ve beklentileri karşılanmadığında ebeveynlerine karşı güvenleri zedeleniyor.

Kimi zaman ise çocuklara hiçbir açıklama yapılmadığını ve geleceği yere hazırlanmadığını gözlemliyorum. Çocuklar kendini bir anda merkezde buluyorlar ve ister istemez ilk duyguları ENDİŞE oluyor. Çocuğa eksik ya da yanlış bilgi vermek yerine onu DÜRÜST bir şekilde bilgilendirmek çocuğunuzun size ve uzmana karşı güveninin zedelenmesini önleyecektir.

Gitmeden önce ilk adım olarak doğru tanımlamayı yapın ve bir çocuk psikoloğuna gideceğinizi söyleyin. Çocuk psikoloğunun kim olduğunu, ne iş yaptığını ve orda onu neler beklediğini yaş grubuna göre net ve kısa bir şekilde açıklayın. Çocukların da büyükler gibi zaman zaman problemler yaşayabildiğini; kimisinin korkuları olduğunu, kimisinin arkadaşlarıyla problem yaşayabildiğini, kimisinin gittiği yeni ortama uyum sağlamakta zorlandığını söyleyerek örnekleyebilir ve çocuk psikoloğunun problemler karşısında çocuklara yardımcı olduğunu söyleyebilirsiniz. Okul öncesi çocuklar problem kelimesini anlamlandıramayabilir. Bu nedenle onlara açıklama yaparken bazen çocukların canını sıkan şeyler yaşayabildiklerini ve çocuk psikoloğunun çocuklara bu konuda yardımcı olduğunu söyleyebilirsiniz.

Açıklamanızdan sonra çocuğunuzdan gelecek bazı sorular olabilir: “Bana soru mu soracak?”, “Ne kadar orada kalacağım?”, “Sen de yanımda olacak mısın?”. Bu ve buna benzer sorulara da kısa, net ve dürüst cevaplar vermeyi ihmal etmeyin. Emin olmadığınız konularla ilgili yanlış bilgi vermek yerine bilmediğinizi ve gittiğinizde öğreneceğinizi söylemek daha doğru bir tutum olacaktır.

Dikkat edilmesi gereken diğer noktalar

İlk görüşmede genellikle ebeveynler ile sürece başlarız ve gerekli bilgileri öncelikle onlardan alırız. Bu sürede çocukların bekleme alanında olması gerekir. Bu nedenle ilk görüşmeye anne ve baba birlikte gelmeli ve çocuk psikoloğu bir ebeveyn ile görüşürken diğeri çocuk ile bekleme alanında vakit geçirmelidir. Anne ve babanın birlikte gelemeyeceği durumlarda ise çocukla birlikte gelen ebeveynin yanında mutlaka yetişkin başka bir aile üyesinin bulunması çocuğun endişesini azaltacaktır.

Çocuk psikoloğu ile görüşmenizi planlarken çocuğunuzun günlük akışını mutlaka göz önünde bulundurun. Arkadaşlarıyla planlanmış bir geziye gitmek ya da bir doğum günü partisine katılmak yerine çocuk psikoloğu ile görüşmeye getirilmiş bir çocuk kendisini değersiz hisseder. Aynı zamanda uykusunu tam alamamış, acıkmış ya da tüm gün dışarıda vakit geçirip enerjisi kalmamış bir şekilde görüşmeye gelen çocuklar ile görüşmelerde genellikle verim almakta zorlanırız. Bu nedenle gün ve saat planlamasına mutlaka dikkat edin.

Çocuğun yaşına ve yaşanan probleme göre çocuk psikoloğuna gelmeden önce hazırlanma süreci farklılık gösterse de önemli noktaları yukarıda sıraladım sizlere. Aklınıza takılan, merak ettiğiniz ya da daha detaylı bilgi almak istediğiniz bir konu varsa bana yazabilirsiniz.

Sağlıkla kalın.

Ne Zaman Çocuk Psikoloğuna Gidilmelidir?

Çocukken hiç psikolog deneyimi olmamış ebeveynler, günümüzde psikoloğa gitmenin önemini kavramış durumda. Günümüzde psikoloğa olan ihtiyacın da artmış olmasını göz önünde bulundurduğumuzda hangi durumlarda bir çocuk psikoloğuna gidilmesi gerektiğini paylaşmak isterim sizinle. Üç temel başlıkta bakacak olursak, aşağıdaki konu başlıkları sebebiyle çocuk psikoloğuna gidilebilir:

*Gelişim kontrolü

*Davranış problemleri ve uyum sorunu

*Aile içinde yaşanan sorunlar ve değişimler

Gelişim Kontrolü

0-6 yaş dönemi içerisinde gelişim kontrolü yaptırmak amacıyla düzenli aralıklarla çocukları bir çocuk psikoloğuna götürmek çocuğunuzun gelişim seyrini takip etmeniz açısından önem taşır. Gelişim kontrolü esnasında çocukları dört temel başlıkta inceleriz: fiziksel, motor, sosyal-duygusal ve dil gelişimi. Düzenli aralıklarla gelişim kontrolü için çocuğunuzu çocuk psikoloğuna götürdüğünüzde geriden takip eden gelişim alanı varsa tespit edilebilir ve bu alanları desteklemek için neler yapmanız gerektiğini öğrenmiş olursunuz. Belirli aralıklarla çocuk psikoloğuna gittiğinizde çocuğunuzun içinde bulunduğu dönemle ilgili genel bilgilere sahip olursunuz ve almanız gereken önlemleri alabilirsiniz. İlk gelişim kontrolü için 6-8 ay arası ideal bir dönemdir. Çocuğun gelişim seyrine göre sonraki kontrol görüşmelerinin sıklığı değişkenlik gösterebilir. Çocukların gelişim sürecinde annenin hamilelik dönemi ve doğum sürecinin de etkilerinin olduğu göz önünde bulundurulduğunda çocuğunuz dünyaya gelmeden önce de bir çocuk psikoloğuna giderek bebeğinizin gelişim süreci hakkında bilgi sahibi olabilirsiniz.

Davranış Problemleri ve Uyum Sorunu

Çocukluk döneminde yaşanan davranış problemleri çoğu zaman göz ardı edilerek zamanla geçeceği düşünülse de birçoğu psikolojik destek almadan çözülemeyecek problemlerdir. Bu davranış problemleri ve uyum sorunları aşağıdaki şekilde sıralanabilir:

Korkular, fobiler

Kaygı

Öfke ve saldırganlık

Parmak emme

Tırnak yeme

Alt ıslatma, kaka kaçırma

Tikler

Kardeş kıskançlığı

Özgüven problemleri

Bu problemler karşısında aileler “problemin ortadan kalkması” talebiyle çocuk psikoloğuna başvursa da bilinmelidir ki bu problemlere yol açan her neyse aslında o sorunun ortadan kalkması gerekir. Bu ve bunlara benzer problemlerle karşılaştığınızda en kısa sürede bir çocuk psikoloğuna başvurmanız doğru bir hamle olacaktır.

Aile İçi Sorunlar ve Değişimler

Her aile içinde irili ufaklı sorunlar zaman zaman olabilmekte ve çocuk için hayati değişimler gerçekleşebilmektedir. Bazı sorun ve değişimlere örnekler;

Boşanma

Aile bireyinin hastalık/kaza yaşaması

Aile bireyinin vefatı

Kardeş doğumu

Bakım veren kişinin değişimi

Anne veya babanın işe başlaması/işten ayrılması

Ev veya şehir değişikliği

Kreş veya anaokuluna başlangıç

İlkokula başlangıç

Yukarıda olan ve olmayan hayattaki bazı değişimler biz yetişkinleri etkilediği gibi çocukları da etkileyebilmekte. Ve tabi ki, bu değişimlerin etki düzeyi yetişkinlerde olduğu gibi çocuklarda da farklılık gösterebilmekte. Çocuğun yaşayacağı değişim öncesinde çocuk psikoloğuna başvurarak çocuğun bu olası değişime ne derece hazır olup olmadığını öğrenmek ve onu bu değişime psikolog desteğiyle hazırlamak en doğru karar olacaktır.

Bu yazımda sıraladığım belli başlıkların yanı sıra ailelerin çocuklarının büyüme ve gelişme süreçlerinde akıllarında bir takım sorular olabilir. Bu sorulara cevap bulabilmek adına da aileler her zaman bir çocuk psikoloğundan danışmanlık alabilir. Çocuğunuzdaki her türlü değişimi önemseyerek, geç kalmadan, doğru uzmana danışmanız ve sorunlarınızın büyümeden çözüm bulması dileğiyle.

Sağlıkla kalın.