Bilgi için

kolcakdilan@gmail.com

Randevu almak için

0544 315 25 05

Konum

Beylikdüzü/İSTANBUL

Kategori arşivi Çocuk-Ergen

Çocuklarla İletişimi Engelleyici Etmenler

Çocuklarla iletişim kurmaya çalışırken bazen ufak görünen hatalar yapabilmekteyiz. Özellikle kriz anlarında sağlıklı şekilde iletişim kurmak için bu ufak hatalardan kaçınmamız gerekir. Bu yazımda iletişimi engelleyen bu etmenlere değinmek istedim. İşte ebeveynlerin sıkça yaptığı iletişim hataları:

Öğüt vermek, çözüm getirmek, kendi düşüncelerimizle yönlendirmek: Çocuklar kriz anlarında karşılıklı konuşmayı reddederler; onlara vaaz verilmesinden, söz söylenmesinden hoşlanmazlar. Bu anlarda çocuklar sadece ne hissettiklerini anlamamızı isterler. Bu nedenle “Böyle yapmalıydın/yapmamalıydın.” şeklinde yaklaşmak yerine neden o davranışı yaptığını anlamaya çalışın.

Yargılamak, eleştirmek, kıyaslamak: Herkes gibi çocuklar da eleştirilmekten hoşlanmazlar. Özellikle kriz anlarında onu eleştirmeniz ve ne yapacağını söylemeniz çocuğunuzda öfke, nefret ve dargınlık gibi duyguları beraberinde getirir. Yaptığı şeyi neden yaptığını sorguladığınızda karşınızda savunma ve inkar içeren cümleler kuran bir çocuk görürsünüz.

Sürekli sorular sormak, incelemek: Sıkıntılı anlarda çocuğunuza sorular sormak yerine (“Neden böyle yapıyorsun, neden böyle söylüyorsun?” gibi) hissettiklerini anladığınızı içeren cümleler kurmak daha faydalı olacaktır. “Bu durum seni çok kızdırmış olmalı.”, “Bugün senin için kötü bir gündü sanırım.” gibi cümleler size yardımcı olacaktır.

Teselli vermek, konuyu değiştirmek: Teselli, kriz anlarında çocukların sizden bekledikleri EN SON davranış biçimidir. O anda çocuğunuzun üzülmemesi için konuyu değiştirmek iyi niyetle yapılmış olsa bile sağlıklı bir davranış biçimi değildir. Böyle bir durumda konuyu değiştirmek çocuklarınıza, onları dinlemek istemediğiniz, hissettikleriyle ilgilenmediğiniz izlenimini verebilir.

Çocuğunuzla başarılı bir iletişim kurmak için önce kendisini anlatmasına izin verin, onu dinleyin. Onu dinlerken de önyargıdan kaçınarak kendini ifade etmesine izin verin. Yukarıda saydığım bu engelleri ortadan kaldırmak adına bazen kendinizi “beklemeye almanız” en doğru hareket olabilir. Bu engeller ortadan kalktığında çocuğunuzla sağlıklı iletişim için ilk adımı atmış olacaksınız. Bir sonraki adım için de “Çocuklarla Etkili İletişim” yazımdan faydalanabilirsiniz.

Sağlıkla kalın.

Çocuklara Sınır Koymak

Sınır koymak; bir kural veya beklentiyi öğretebilmek için ebeveynlerin kullandıkları süreçtir. Çocukla bakım verenin arasındaki güvenli ilişkiye zarar vermeden çocuğun davranışlarının kısıtlanmasıdır.

Çocuklar sınıra ihtiyaç duyar çünkü sınırlar çocukların;

* Hayatını kolaylaştırır.

* Güvende olduğunu hissettirir.

* Sosyal becerilerinin gelişmesine yardımcı olur.

* Sorumluluk duygusunu geliştirir.

* Kendini kontrol edip karar vermesini sağlar.

* Aile ilişkilerini iyileştirir.

Ebeveynler çocuklarına sınır koymadığında şu düşüncelere kapılabilir:

“İstediği şeyi vermezsem, ona hayır dersem, ona kural koyarsam çocuğum bana güvenmez, ilişkimiz zarar görür, çocuğumun psikolojisi bozulur, benden nefret eder, beni eskisi kadar sevmez.”

Ancak bu yersiz bir endişe olur çünkü sınır koymak değil, sınır koymamak endişe verici bir durumdur. Sınır, çocuklar için psikolojik ve gelişimsel bir ihtiyaçtır.

Aile içerisinde sınır koyulmayan çocuklar;

* Okul döneminde ve yetişkinlikte uyum sorunu yaşarlar.

* Arkadaşlarıyla sık kavga ederler, zarar verirler.

* Sınıf düzenini bozarlar.

* Otoriteyi ciddiye almazlar.

* Oyun ve etkinliklerde hep kendi dediklerinin olmasını isterler.

* Yenilgiyi kabul etmezler, sırasını beklemezler, paylaşmayı bilmezler.

Sınır Koyarken Dikkat Edilmesi Gerekenler

* Koyulan sınırlar esnetilmemeli. Ebeveynler koyduğu sınırda “kararlı” olmalı ve bu sınırın “sürekliliğini” sağlamalıdır.

* Anne-baba öncelikli olmak üzere ailedeki tüm fertler koyulan sınırlarla ilgili ortak tutum sergilemeli.

* Ebeveynler de bazı konularda kendi sınırını çizerek kontrolünü sağlayabilmeli; özellikle öfke kontrolünü sağlamalı.

* Koyulan sınırlardaki beklentiler çocuğun yaşına uygun seçilmeli. Örneğin; misafirliğe gittiğinizde 3 yaşındaki çocuğunuzdan yanınızdan hiç kalkmadan sessizce oturmasını bekleyemezsiniz.

* Sınırlarınızı koyarken çocuğunuzla anlaşılır ve açık bir iletişim ortamı oluşturmalısınız. Nerede, ne zaman, neyi, nasıl yapmalı veya yapmamalı bilebilmeli çocuğunuz.

Çocuklara sınır koymak bir denge işi. Bu dengeyi sağlarken unutmamanız ve dikkat etmeniz gereken en önemli nokta sınırı “sevginize” değil çocuğunuzun “davranışına” koymaktır.

Sağlıkla kalın.

Kardeş Kıskançlığı

Kıskançlık; sevilen birinin başkası ile paylaşılmasına katlanamamaktır en temelinde. İçgüdüsel olduğu ileri sürülür ve yaşamın her döneminde görülebilmektedir. Ancak, çocuklukta biraz daha yoğun yaşanabilir ve en belirgin olanı da kardeş kıskançlığı denilebilir.

Bir çocuğun kardeşini kıskanması bir sorun değildir ve özellikle okul öncesi dönemde sıkça yaşanabilecek normal bir duygudur. Kıskançlık sadece büyük ve ilk doğan çocuklarda da gözlemlenmez. Küçük kardeş de büyüdükçe abisinin ya da ablasının becerileri karşısında kendini yetersiz bulabilir ve abisine/ablasına tanınan ayrıcalıklar karşısında kıskançlık gösterebilir. Kardeş kıskançlığında önemli olan nokta, çocuğun bu duyguyla nasıl başa çıkmaya çalıştığıyla ilgilidir.

Kardeş Kıskançlığının Nedenleri

Ayrılan zamanda azalma: Kardeş kıskançlığındaki en temel neden o ana kadar ona yöneltilen ilgi ve dikkatin artık bir kısmının (belki de büyük bir kısmının) kardeşe yöneltilmesi.

Yaş farkı: Yaş farkı az olan kardeşlerde kıskançlığın görülme sıklığı yaş farkı fazla olanlara oranla daha yüksektir çünkü abi ya da abla olmuş olsa da birtakım ihtiyaçları için hala annesine muhtaç olduğu bir yaşta olabilir (ör; yemek yeme, üst değiştirme, tuvalet eğitimi, vb.).

Cinsiyet farkı: Doğan kardeşin cinsiyetinin farklı olması büyük olan çocuğun ailesinin cinsiyetinden hoşnut olmadıklarını bu nedenle bir çocuk daha yapmış olduklarını düşündürtebilir.

Karakter: Bazı çocuklar mizaçlarından dolayı pek kıskanma belirtisi göstermeyeceği gibi bazı çocuklar da daha fazla kıskanç olabilir 😊

Kardeş Kıskançlığının Belirtileri

Dile getirme: Bazı çocuklar kıskançlıklarını sözleriyle dile getirir. “Keşke hiç doğmasaydı.” “Kardeşimden nefret ediyorum.” vb.

Regresyon (geriye dönüş): Bazı çocuklar bebeklik döneminde görülen özelliklerini yeniden göstermeye başlarlar. Örneğin; emzik/parmak emmeye başlama, tuvalet eğitimini bitirmiş olmasına rağmen altını ıslatma davranışı gösterme gibi.

İçine kapanma veya sorgulama: Bazı çocuklar sevilmediklerini düşünerek içine kapanabilir ya da sık sık anne-babasına onu sevip sevmediklerini sorabilir.

Evden ayrılmayı reddetme: Annesini ve kardeşini baş başa bırakmamak adına dışarıya, okula vs. gitmek istemeyebilirler.

Psikosomatik belirtiler: Baş ağrısı, mide bulantısı, huzursuzluk ve isteksizlik gibi stres belirtileri sık sık gözlenebilir.

Zarar verme: Kıskançlığı yoğun olarak yaşayan çocuklar kardeşlerine fiziksel zarar verebilirler. Örneğin; çimdiklemek, vurmak, düşürmek vb.

Kardeş Kıskançlığı Konusunda Yapılabilecekler

Destek alın! Kardeş doğmadan önce bazı şeyleri çözmek daha kolaydır. Bu nedenle bebek bekleyen ebeveynler mutlaka destek almalıdır. Hamilelik döneminde mümkünse anne baba dışında başka bir aile üyesinin büyük çocuğun bakımıyla ilgilenmeye başlaması iyi bir adım olabilir. Eğer mümkün değilse bu rolü baba üstlenebilir. Böylece anne bebekle meşgulken büyük çocuk kendisini ihmal edilmiş hissetmez.

Endişelerinizi ortadan kaldırın! Büyük çocuğun kardeşine nasıl tepki vereceği konusunda endişeliyseniz bu durum çocuğunuza da geçecektir. Bu nedenle bu konuya endişeli bir şekilde yaklaşmamaya çalışın, endişeleriniz varsa da çocuğunuzun yanında dile getirmeyin.

Kardeşinin gelişini doğru bir dilde açıklayın! Küçük yaştaki çocuklar için en iyi alternatif hikaye üzerinden anlatmaktır. Çocuğunuz okuduğunuz hikayedeki kardeşi doğan çocukla empati kurabilir, kardeşi gelince olabilecekleri görerek hazırlıklı olabilir. Aynı şekilde siz de çocuğunuzun kardeşinin gelişiyle ilgili düşüncelerini, duygularını ve verebileceği tepkileri gözlemleme şansı elde edebilirsiniz.

Rutinleri bozmayın! Çocuğunuzun günlük akışını bozmadan mümkün olduğunca nitelikli zaman geçirmeye çalışın. Özellikle hoşlandığı alışkanlıklarının (ör; oyun saati, sinema gecesi, park zamanı vb.) gerçekleşmeye devam etmesi önemlidir.

Sevginizi paylaştırın! Yeni doğan bebeğe aşırı sevgi gösterip sonra farkına vardığınızda panik içinde büyük çocuğunuza aynı şekilde aşırı sevgi göstermeye çalışmayın. Her çocuğunuzun sizin gözünüzde eşit değere sahip olduğunu ve eşit sevgi alacağını kanıtlayacak şekilde hareket edin. Büyük çocuğunuzun olumsuz etkilenebileceğini düşünüp sevgi ve ilginizi küçük çocuğunuzdan da esirgemeyin.

Kıyaslama yapmayın! Küçük kardeş hakkında “Ne kadar yaramaz, sürekli ağlıyor, beni üzüyor, yoruyor; oysa sen böyle değilsin, seni daha çok seviyorum.” vb. cümleler kurmaktan kaçının. Bu tarz cümleler büyük çocuğunuzun gözünden inandırıcı olmamakla birlikte size olan güvenini de zedeleyebilir.

Şımartmayın! Büyük çocuğa sırf kıskanmasın diye aşırı hoşgörü göstermekten, ilginizi abartmaktan ya da hediyelere boğmaktan hem siz kaçının hem de çevresindeki diğer yetişkinlerin bu konuya dikkat etmesi yönünde görüşünüzü paylaşın. Aksi takdirde büyük çocuğunuza verdiğiniz mesaj şu olur: “Sana bir kardeş yaptığımız için çok suçluyuz ve vicdan azabı duyuyoruz. Bunu dindirmek için de her istediğini yapabiliriz.”

Bebek nasıl bir şeydir anlatın! Yeni doğan bir bebeğe bakım ve özen gösterilmesi gerektiğini, kendisinin de bir zamanlar bebek olduğunu söyleyebilir, büyük çocuğunuzun bebekliğindeki bazı anıları anlatabilirsiniz. Ancak burada önemli olan nokta büyük çocuğunuzun bebekliğinden bahsederken onu yeni doğan bebeğinizle kıyaslamamak. (Ör; “Sen bebekken hiç ağlamıyordun/hep ağlıyordun.”, “Sen bebekken yemeklerini hep yiyordun/hiç yemiyordun.” vb.)

Bebekle yalnız bırakmayın! Büyük çocuğunuz kıskançlıktan ötürü bilinçli veya bilinçli olmadan bebeğin canını yakabilir; ancak bu gibi durumlarda sizin sakin olmanız ve aşırı tepki göstermekten kaçınmanız gereklidir. Büyük çocuğunuz yaptığı davranışın gerçekten ne derece zarar verdiğini kavrayamayabilir ve sizi sinirlendirmek ya da sizin ilginizi çekmek için aynı davranışı tekrarlayabilir.

Ayna görevi üstlenin! Büyük çocuğunuzun olumsuz duygularını reddedip önemsememek yerine onları kabul edip tanımaya çalışın. Size “Hep kardeşimle ilgileniyorsun, hiç bana bakmıyorsun.” dediğinde “Hiç de değil, daha yeni kitap okudum ya sana.” demek yerine “Kardeşine bu kadar çok zaman ayırmam pek hoşuna gitmiyor galiba.” gibi bir cümle kurarak duygularını ifade etmesini sağlayın.

Hakem rolünü üstlenmeyin! Çocuklar anne babalar onların tartışmalarına katıldığı zaman anne-babasının hep diğer tarafı tuttuğunu düşünür ve bu da kardeşler arası rekabeti arttırır. Bu nedenle işin içinde fiziksel şiddet olmadığı sürece kardeşlerin anlaşmazlıklarını kendilerinin çözmelerine imkan sağlayın.

Kim başlattı diye sormayın! Kardeşler arasında yaşanan bir olayda olayı kimin başlattığını öğrenmeye çalışmanız yalnızca çocukların birbirini suçlamasına neden olur. Bu nedenle bir olay gerçekleştiğinde, “Ne oldu sırayla anlatın bakalım.” diyerek her birini sırayla dinlemeye özen gösterin.

Kıskançlığı tetikleyici şakalar yapmayın! Bazen ebeveynler çocuklarını “kızdırmak” ya da “gaza getirmek” gibi düşüncelerle kendilerince “şaka” yaptıklarını düşünerek şöyle cümleler kurabilirler: “Kardeşini senden daha çok seviyorum.”, “Kardeşin senden daha akıllı, beni dinliyor.” Ancak, bu tarz cümlelerin diğer kardeşe olan kıskançlığı tetiklemekten başka bir amacı bulunmamaktadır.

Çocuğunuzun kardeşini kabullenmesi çocuğunuzun yaşına, sizin yaklaşımınıza ve çocuğunuzun kişilik özelliklerine bağlıdır. Kardeş kıskançlığını asgari düzeyde tutmak adına mümkün olduğunca büyük çocuğunuzun düzeninde değişiklik yaratmamalı ve rutinlerini bozmamalısınız. Eğer değişiklik yapılacaksa da bu değişiklikleri kardeş doğmadan önce gerçekleştirmelisiniz. Kardeş kıskançlığını önlemenin bir reçetesi yoktur. Yaşanması doğal kabul edilen bu süreç ile çocuğunuz, sizin ilginiz, sevginiz ve desteğinizle sağlıklı bir şekilde başa çıkacaktır.

Sağlıkla kalın.

Çocuk ve Oyuncak

Oyun; çocuğun çevresini tanımasına ve anlamasına, etrafında olup bitenlere uyum sağlamasına ve bir şeyler öğrenmesine yardımcı olan bir etkinliktir. Oyun; gerçeğin aksiyonla ve eylemle yeniden keşfedilmesidir. “Oyun hayatın keşfidir!” Oyuncaklar sayesinde çocuklar;

*Kendilerini daha iyi ifade edebilirler.

*Hayattaki farklı sosyal rolleri (anne, baba, öğretmen vb) deneyimlerler.

*Gerçekle hayal arasında köprü kurarlar

*Empatik olmayı öğrenirler.

*Oto-kontrol duygularını geliştirirler.

*Yaşadıkları öfke, kızgınlık, korku gibi olumsuz duyguları oyuncaklar aracılığıyla ifade edip, psikolojik rahatlama sağlarlar.

Yaşlara Göre Oyuncak Tercihleri

1-3 yaş aralığındaki çocuklar için seçilebilecek oyuncak türlerini şu şekilde sıralayabiliriz:

• İtmeli, çekmeli oyuncaklar
• Farklı sayıda (4-20) parçaları olan yap bozlar • Boyalar (parmak boya, pastel boya, boya kalemleri), boyama kitapları
• Oyun hamuru
• Mutfak seti
• Doktor malzemeleri
• Tamir aletleri
• Araba, kamyon, uçak ve tren gibi ulaşım araçlarının oyuncakları
• Orta büyüklükte top
• Kuklalar
• Üst üste takıp çıkarılabilen bloklar
• Kova-kürek
• Basit, bol resimli hikaye kitapları,
• Bebek elbiseleri, oyuncak bebek arabası
• Müzik aletleri (davul, piyano, marakas, flüt)
• Suda yüzebilen oyuncaklar
• Eşleme kartları
• Hayvan figürleri

3-6 yaş aralığındaki çocuklar için seçilebilecek oyuncak türlerini şu şekilde sıralayabiliriz:

• Farklı sayıda (25-50) parçaları olan yapbozlar
• İnşa oyuncakları
• Basit kutu oyunları (kart eşleme, renk-şekil-sayı kavramlarının öğretildiği oyunlar gibi)
• Değişik boyutlarda boncuklar
• Abaküs
• Uygulamalı oyuncaklar (tamir aletleri, temizlik seti, dikiş seti, ütü gibi)
• Minyatür oyuncaklar (ev eşyaları, çiftlik seti, askerler gibi)
• Kostümler
• Oyun hamuru
• Boyalar

Çocuğunuza oyuncak alırken ihtiyaçları göz önünde bulundurarak almak en doğrusu olacaktır. İhtiyacından fazla alınan oyuncak çocukları doyumsuzluğa itebilirken arkadaşlarıyla vakit geçirme ihtiyacını da azaltabilmektedir. Montaigne’in de dediği gibi “Çocukların oyunu oyun değil, onların en ciddi uğraşıdır.” Bu uğraşlarında bazen gözlemci bazen paylaşımcı olmanız onu destekleyecektir.

Sağlıkla kalın.

Ebeveynlik Stilleri ve Çocuklar Üzerindeki Etkisi

Çocukların içinde büyüdükleri sosyal ve fiziksel çevre gelişimlerinde önemli rol oynar. Bir çocuğun bu çevrede kurduğu ilk ve en önemli bağ da ebeveynleriyle kurduğu bağdır. Bu nedenle, ebeveynlerin çocuklarına nasıl yaklaştıkları ve onlara karşı verdikleri tepkiler çocuğun ileriki hayatında kuracağı ilişkilerde, ilişkilerindeki tutum ve tepkilerini şekillendirmekte, kendisini ilişkileri içerisinde nasıl göreceklerinde büyük rol oynar. Araştırmalar 4 temel ebeveynlik stili olduğunu göstermektedir; otoriter, ihmalkar, izin verici ve demokratik ebeveynlik stili.

Otoriter Ebeveynlik

Bu ebeveynlik stilini benimsemiş olan anne babalar; aşırı kontrollü olurlar, çocuklarıyla olan etkileşimlerinde daha az sıcak ilişki kurarlar ve çocuklarının kendilerinin uygun gördüğü gibi davranmalarını isterler. Bu ebeveynlerin kuralları katıdır ve itaat onlar için önemlidir. Çocukları istenen davranışları yerine getirmeyince onlara ceza verirler. Bu ebeveynlik stiline sahip anne babalar ile yetişen çocuklar;

  • Daha bağımlı ve daha zayıf ilişkilere sahip olurlar.
  • Daha itaatkar ve saldırgan olma eğilimindedirler.
  • Tedirginlik, stres, kararsızlık ve özgüven eksikliğinin bulunma ihtimali bu çocuklarda yüksektir.

İhmalkar Ebeveynlik  

Bu ebeveynlik stilini benimsemiş olan anne babalar; çocuğunun duygusal ve fiziksel gereksinimlerine karşı kayıtsız olurlar ve çocukların ihtiyaçlarını görmezden gelirler. Bu ebeveynlerin çocuklarıyla olan iletişimleri zayıftır. Çocuklarının kendi kendine yetebilmelerini beklerler. Onlar için çocuğun temel ihtiyaçlarını (yemek, barınma, vb.) karşılamak ebeveynlik yapmak için yeterlidir. Bu ebeveynlik stiline sahip anne babalar ile yetişen çocuklar;

  • Zamanla olumsuz davranışlar göstermeye başlarlar.
  • Dikkat çekme ve varlığını ispat etme çabası içine girerler.
  • Saldırgan, iletişim sorunları yaşayan ve özgüveni düşük olabilirler.

İzin Verici Ebeveynlik

Bu ebeveynlik stilini benimsemiş olan anne babalar; çocuklarının istekleri mantıklı olmasa bile yerine getirirler ve çocuklarına herhangi bir sınır koymazlar. Çocuğunun hatalı davranışlarını hoşgörü ile karşılarlar. Bu ebeveynler nadiren disiplin uygularlar ve bu ailelerde söz sahibi çocuktur. Bu ebeveynlik stiline sahip anne babalar ile yetişen çocuklar;

  • Daha bağımlı bireyler olurlar.
  • Sosyal gelişim ve öz-denetim konusunda sorun yaşarlar.
  • Doğruyu yanlış ayırt etmede zorlanırlar.

Demokratik Ebeveynlik

Bu ebeveynlik stilini benimsemiş olan anne babalar; çocuklarına karşı hoşgörülü, güven verici ve destekleyici yaklaşırlar. Çocuklarına sıcak davranır, koşulsuz sevgi ve saygı gösterirler. Çocuklarının düşüncelerini ve paylaşımlarını desteklerler. Çocuklarına karşı anne ve baba olarak davranışlarında tutarlı ve kararlı olurlar. Bu ebeveynlik stiline sahip anne babalar ile yetişen çocuklar;

  • Kendine güvenen, yaratıcı, uyumlu ve bağımsız olurlar.
  • Sosyal-duygusal olarak daha yetkin ve diğer bireylerle daha çok işbirlikçi olurlar.
  • Sorumluluk sahibi ve insanlara güvenebilen ve çevresi tarafından sevilen bireyler olurlar.

Araştırmalar demokratik ebeveynlik stilinin en doğru ve en sağlıklı tutum olduğunu göstermektedir. Dört temel ebeveynlik stili bulunsa da her ebeveyn her zaman tek bir stil çerçevesinde hareket etmeyebilir. Kimi zaman otoriter, kimi zaman ise izin verici olmayı gerektiren durumlar yaşanabilir. Olumlu ebeveyn-çocuk ilişkisini temel alarak çocuğunuza karşı yeteri kadar ilgi ve sevgi gösterdiğinizde, davranışlarınızda kararlı, sabırlı ve tutarlı olduğunuzda ebeveyn olarak çocuğunuzun ihtiyacı olanı vermiş olacaksınız. Çocuklarınızın hayatına dahil olarak her an onlarla yeniden öğrenmeniz ve güçlü ilişkiler kurmanız dileğiyle.

Sağlıkla kalın.

Çocuklarla Etkili İletişim

İletişim deyince aklınıza ne geliyor? Günlük hayatta sıkça kullandığımız bir kelime belki ama anlamını biliyor muyuz acaba? İletişim; kişilerin birbirilerine (bilinçli ya da bilinçsiz olarak) duygu ve düşünceleri aktardıkları süreçtir. İletişim süresince bir taraf aktaran diğer taraf dinleyen olur. Dinlemenin de iki çeşidi vardır: pasif ve etkin dinleme. Pasif dinleme; dinlemeye herhangi bir yorum katılmadan, jest ve mimiklerle dinlediğinizi hissettirmeniz şeklindedir. Etkin dinleme ise karşınızdaki kişinin söylediği sözleri açarak tekrar etmek ve kendi çözümlerini bulmasında yardımcı olma şeklindedir.

Çocukların davranışlarının kabul edilebilir bir düzeyde olması, yapıcı ve uyumlu bir birey olarak yetişmesi anne-baba-çocuk iletişimine bağlıdır. Bu konuya dair sunacağım önerileri uyguladığınızda çocuklarınızla olan iletişiminiz daha verimli olacaktır.

Problem davranış ile olduğu anda baş etme

Küçük çocuklar daha çok ‘şimdi’ yönelimlidirler. O nedenle günlerden sonra konuları gündeme getirmek etkili bir yöntem değildir. Bunun için önemli konuları mümkün olduğunca o davranış olduktan hemen sonra konuşmak en iyisidir.

Bazı durumlarda tek başınızayken konuşmanız gerekebilir. Bu durumlarda tek başına kalıp konuşabilene kadar beklemeniz daha doğru olacaktır.

Onlar hakkında değil doğrudan onlara konuşma

Çocuklar kendileri ‘hakkında’ söylenilenleri (“Babası biliyor musun bugün şu tablet oğlunun elinden düşmedi!”) becerikli bir şekilde sunulan ‘doğrudan geri bildirim’den (“Bütün gün tableti elinden düşürmemen beni üzdü.”) daha incitici bulmaktadırlar. Bu nedenle çocuğunuzun davranışları hakkında doğrudan bazı değerlendirmeler yapmak ve sizden geri bildirim almasını sağlamak kendisine saygı duyulduğunu hissetmelerini sağlayacaktır.

Kibar şekilde konuşma

Olumlu etkileşimleri yaratmada ‘Teşekkür ederim’, ‘Lütfen’, ‘Özür dilerim’ gibi nezaket sözcükleri kullanmak en etkili yöntemdir. Çocuklar için önemli modeller olduğunuz için etkileşimlerinizde kibar bir dil kullanmaya özen göstermeniz ve seçtiğiniz sözcüklere dikkat etmeniz büyük öneme sahiptir.

Göz iletişimi kurma ve sözel olmayan mesajların farkında olma

Çocuklar ile iletişim kurarken onların göz hizasında konuşmaya özen göstermek atılacak ilk adım olmalıdır. Ayrıca, çocuklar yetişkinlerin ne dediğinden çok ne yaptığına daha sık tepki verirler ve yetişkinlerin sözel olmayan mesajlarını okumaya daha eğilimlidirler. Bu yüzden sözel olmayan mesajlarınızı sözel mesajlarınızla uyumlu bir şekilde sunmanız önemlidir.  Örneğin; kızgın olmadığınızı bağırarak söylediğinizde çocuğunuz söylediklerinizden çok ses tonunuzu dinlemeye daha eğilimlidir.

‘Ben dili’ kullanma yoluyla ifadeler için sorumluluğu alma

‘Ben’ mesajı diğer insanların bakış açılarını anlamayı öğrenmede kullanılan bir yöntemdir. Eğer çocuğunuza ‘Sürekli yaramazlık yapıyorsun!’, ‘Yine mi ödevini bitiremedin!’ dediğinizde büyük olasılıkla kendine saldırılmış hissedip kendini savunmaya geçecektir. Bunun yerine ‘Yaptığın o davranış benim dikkatimi dağıtıyor ve kendimi rahatsız hissediyorum.’ dediğinizde çocuğunuz kendisinin diğer insanlar üzerindeki etkisi hakkında bazı bilgilere sahip olacaktır. Ben mesajı çocuğun davranışı, onun sizin üzerindeki etkisi ve sizin yaşadığınız duygu sırasını izlemelidir. Örneğin; ‘Benim sözümü kestiğin zaman dikkatim dağılıyor ve telefondaki arkadaşımı dinlemekte zorlanıyorum ve bu da beni rahatsız ediyor.’ gibi.

Soru sormak yerine değerlendirmeler yapma

Çocuklar bir hata yaptığında sıklıkla soru bombardımanına tutulurlar. Bu durum çocuğu savunucu bir duygu içinde bırakır ve yaptığı davranışı savunma yolunu tercih etmeye çalışır. Sorularla onu bunaltmak yerine ‘İyi misin?’, ‘Birkaç dakika için odana gitmek ister misin?’, ‘Sana yardım edebilir miyim?’ gibi sorular son derecede yararlı olur. Soracağınız soruları değerlendirmeler ile değiştirme fırsatına sahipsiniz. Örneğin; ödevini yapmak için odasına çekilen çocuğunuz uzunca bir süre geçtikten sonra hala ödevini bitirmediğinde “Ne yapıyordun? Neden bitmedi?” demek yerine “Ödevini bu sürede bitiremeyince merak ettim çünkü birazdan yemek yiyeceğiz.” demek daha uygun olacaktır.

Burada yazıya döktüğüm her şey ideal bir iletişim için yapmanız gerekenlerdir. Tüm bunları pratiğe dökerken şunu unutmamanız gerekir ki her çocuk farklı bir mizaca sahiptir ve her çocuğa kendi karakterine özgü davranmak gerekir. Eğer burada anlatılanlar iletişimin alfabesiyse, siz bu alfabeden oluşturacağınız kelimeleri çocuğunuzun kişilik özeliklerini de göz önünde bulundurarak oluşturmalısınız.

Sağlıkla kalın.

Yaş Gelişim Özellikleri

Her çocuk birebir aynı dönemlerden geçmese de sağlıklı büyüyen çocukların bulunduğu yaşa göre belli becerileri yerine getirmesi beklenir. 2-6 yaş arasındaki dönem, kişiliğin ana hatlarının oluşmaya başladığı dönem olmasından dolayı büyük öneme sahiptir. Bu nedenle, bu dönemdeki çocukların yaş gelişim özelliklerini bilmek ve bu özelliklere uygun davranışlarda bulunmak çocuğunuzun sağlıklı gelişimine önemli katkı sağlayacaktır. Gelin birlikte bakalım hangi yaşta hangi becerilere sahip olur çocuklar.

Yukarıdaki tablolarda çocukların 2-6 yaş arası dönemde 4 temel gelişm alanındaki belli başlı özelliklerini gördünüz. Bu yaş dönemlerinde çocuğunuzun özelliklerini bilmek onun davranışlarını daha yakından anlamanız için kılavuz niteliğindedir. Unutmayın ki bu dönemde gösterilen olumlu ya da olumsuz tutumlar ve davranışlar çocuğunuzun gelecek yaşamını şüphesiz etkileyecektir. Bilinçli ebeveynler ile her yönden sağlıklı nesillerin yetişmesi dileğiyle.

Sağlıkla kalın.

Tuvalet Eğitimi Hakkında Bilinmesi Gerekenler

Birçok konuda olduğu gibi tuvalet eğitiminde de anneler en yakınındaki kişilerden konuya dair öneriler alarak ilk adımı atmaya çalışırlar. Kimi zaman ise internetten veya kitaplardan yardım alırlar. Atılacak adımların her ne kadar belli bir çerçevesi olsa da, bu süreçte her çocuk ve her anne farklı bir yol izleyebiliyor. Gelin birlikte bakalım bu “Tuvalet Eğitimi” konusunun çerçevesinde neler varmış.

Tuvalet Eğitimine Başlamadan Önce

Kasların gelişimi; rektum-anüs 18 ay, mesane-üretra 24 ay şeklinde tamamlanır. Bu nedenle çocuklar bir buçuk yaşından önce isteseler de tuvaleti geldiğinde söyleyemeyebilirler. Bu nedenle çocuğunuzun eğitime hazır olduğunun ipuçlarını mutlaka beklemeli ve ipuçlarını gözlemledikten sonra kendinizi de hazır hissettiğinizde bu sürece başlamalısınız. Kardeşin doğumu, okula başlama, taşınma gibi dönemlerdeyseniz veya yakın zamanda bu dönemlere giriş yapacaksanız bu eğitime başlamaktan kaçınılmalısınız. Çocuğunuzun tuvalet eğitimine hazır olduğunu gösteren bazı ipuçları şunlardır:

-Bezi kirlendiğinde rahatsız olur ve temizle kirli arasındaki farkı anlar.

-Sabahları bezi kuru olur.

-Çevresindeki kişilerden temiz olmanın önemini öğrenmeye başlar ve altının kirli olmasının fark edilmesinden çekinir.

-Anne-babasının veya kardeşinin tuvaletteki davranışlarını taklit eder.

-Tuvaletini yaparken haber verir ve kendine özgü bir şekilde belirtir (Ör; “Anne çiş!”).

-Tuvaletini yapmak için odanın bir köşesine gider, kakasını saklanarak yapar.

-Pantolonunu/taytını kendi başına çıkarmaya çalışır ve kendi başına yaptığını belirtmekten hoşlanır.

Tuvalet Eğitimine Başlarken

Tuvalet  eğitimi  verirken  acele  etmemeli  fakat  geç  de kalınmamalıdır. Bu sürecin tamamlanması 6-8 ay alabilir. Bu nedenle sabır gerektiren bir uğraştır. Tuvalet  eğitimine  basamaklı  olarak  24  ay  civarında  başlanması  önerilir. Çocukların  çoğu  30-36.  aylarda  gündüz,  36-48.  aylarda  ise  gece  tuvalet kontrolünü  sağlar. 

Tuvalet eğitimine başladığınızda çocuğunuzun  idrar/kaka  yapma ritmine  göre  her  gün  düzenli aralıklarla  lazımlığa/tuvalete  oturtmanız önemlidir. Başlangıç için günde 3 kez 5-10 dakika lazımlıkta/tuvalette oturtmak uygundur. Yemekten 20-30 dakika sonrası gastrokolik refleksin etkisi nedeniyle doğru zaman olabilir.

Tuvalet Eğitimi Sürerken

Tuvaletini lazımlığa/tuvalete yaptığında çocuğunuzu övmeniz ve/veya ufak ödüller vermeniz onu bu konuda destekleyecektir. Ancak yapmadığı zamanlarda onu kınamaktan mutlaka kaçınmalısınız. Tuvaletini yapmayıp sadece oturduğunda bile övmeniz motivasyonunu arttıracaktır.

Tuvaleti   kullanmayı   öğrenmek   aile ve çocuk   ilişkisini   etkileyen   önemli   bir egemenlik basamağıdır. Bu eğitim sürecinde çocuğunuzla inatlaşmanız idrar ve kaka kaçırma gibi sorunlara yol açabilir

Tuvalet eğitimi devam ederken çiş/kaka kaçırdığında çocuğunuza kızmamalısınız. Tuvalet eğitimini kazanmış olsa bile çocuklar gece-gündüz fark etmeden bazen kaçırabilirler; bu durum sizi endişelendirmesin.

Tuvalet eğitimi tüm gelişimsel süreçlerde olduğu gibi her çocuğun kendi zamanlamasında ilerleyeceği bir süreç. Anne-babalar olarak onun bu adımı geçebilmesi adına ipuçlarını takip etmeniz, ona alan ve zaman tanıyarak sabır göstermeniz bu süreci sağlıkla geçirmesini sağlayacaktır. Tüm çabanıza rağmen tuvalet eğitimini tamamlamakta zorlanıyorsanız önce fizyolojik sonra gerekli görülürse psikolojik bir destek almak adına bir uzmana danışmanız doğru bir adım olacaktır.

Sağlıkla kalın.

Ders Çalışmak Nasıl Gözde Büyümez?

Her ne kadar telafi haftalarını geride bırakalı 1 ayı geçse de 2020-2021 Eğitim Öğretim dönemi 21 Eylül itibariyle başladı ve 3 hafta geride kaldı. Bu süreçte evden ve okuldan devam eden çocuklar için sorumluluklar da git gide artmaya başladı. Ödevler, ders tekrarları, soru çözümleri derken tüm gün oturduğu o çalışma masasına tekrar oturmak her çocuk için kolay olmuyor. Hal böyle olunca da çocukları motive etmek ebeveynlere düşüyor. İşte sizlere birkaç öneri:

Sorumluluk Ona Ait

Ders çalışmak tüm çocukların yaşı kaç olursa olsun güle oynaya koşa koşa yapmak isteyeceği bir şey olmadı hiçbir zaman; aynı ütü yapmanın biz yetişkinlerin çoğu için zevkli olmayışı gibi. Ancak çocuğunuz istemese bile ödevini yapma ve dersini çalışma sorumluluğunun ona ait olduğunu ve sorumluluğunu zamanında yerine getirmediğinde yaşayacağı sonucu mutlaka aktarın. Bitirilmeyen ödevler, okunmayan kitaplar, çalışılmayan konular biriktikçe yaşayabileceği zorluğu anlayabilmesi adına kendi hayatınızdan da örnekler verebilirsiniz; örneğin, zamanında ütülenmeyen kıyafetlerin küçük bir dağ oluşturması ve kısa sürede bitirebilecekken ütü yapmanın saatler alması gibi.

Önce Sorumluluk Sonra Teknoloji

Yüz yüze eğitim kısmen başlamış olsa da uzaktan eğitimin hayatımızda olmaya devam etmesiyle tüm yaş çocuklarının ekran süreleri ister istemez artmış durumda ve teknolojik araçlar her an onlar için ulaşılabilir konumda. Bu durum ister istemez onları sorumluluklarını yerine getirmekten alıkoyabilmekte ve teknoloji her daim cazibesini korumakta. Ders sırasında ya da ders aralarında telefonu veya tableti yanında olan bir çocuğun derse adapte olmasını beklemek mucize olacağı için teknolojiye dair rutinleri okula gidiyormuşçasına gerçekleştirmek adına televizyona ve online eğitim süreci hariç tablet, bilgisayar veya telefona ancak ödevlerini bitirip gerekli çalışmalarını tamamladığında ulaşabilmesini sağlamanız önemli.

Böl ve Fethet

Verilen ödevler, tamamlanması gereken çalışmalar ya da okunması gereken kitaplar bizim gözümüzde çantada keklik olsa da onların gözünde asla bitmeyecek gibi görünebilir zaman zaman. Bu nedenle yapılması gerekenleri parçalara bölerek tamamlamaya çalışmak kendisini daha iyi hissettirebilir. 2 sayfalık bir ödevse bile kimi çocuk bir araya ihtiyaç duyabilir kimisi de tek seferde tamamlayıp oyuna dönmek isteyebilir. Çocuğunuzun ihtiyacına göre hareket ettiğinizde daha verimli sonuçlar alacaksınızdır.

Ebeveyn olarak zorlandığınız zamanlar olduğunda ilk adımınız empati olursa (“Ders çalışmak istemeyen bir çocuk olsam beni ne motive ederdi?”) doğru cevaba daha kısa sürede ulaşırsınız.

Sağlıkla kalın.

Çocuklar Ne Duymak İster?

“SENİ SEVİYORUM”

Ebeveynleri tarafından koşulsuz sevilmek ve sevildiğini bilmek her çocuğun ihtiyacıdır. Ona karşı olan sevginizin davranışları karşısında değişmeyeceğini bilmeli çocuklarınız. Olumsuz davranışları karşısında yorumunuz kendisine değil davranışına karşı olmalı (“Sürekli beni üzüyorsun!” yerine “Bu yaptığın beni sürekli üzüyor.” diyebilirsiniz).

“HADİ BİRLİKTE ÇÖZELİM”

Hatası karşısında problemi çocuğunuzun yüzüne vurmak yerine problemi nasıl çözebileceğinize odaklanmanız onlar için çok önemli. Suçlamak en kolayı, peki ya yol göstermek? Belki kalemi tam tutamıyor, belki sınavlarda yüksek not alamıyor, belki de iki tekerlekli bisiklet süremiyor. “NEDEN YAPAMIYORSUN!” yaklaşımı yerine nasıl yapabileceğine dair desteğinizi göstermek onu başarıya daha hızlı ulaştıracaktır.

“BUGÜN DAHA İYİYDİN”

Konu ne olursa olsun çocuğunuzu başkalarıyla kıyaslamaktan kaçının. Ne abi veya ablasına ne de kardeşine benzemez hiçbir çocuk, benzemek zorunda da değil. Belki komşu çocuğu daha başarılı, belki kuzeni daha sportif, belki arkadaşı daha sakin. Peki ya siz? Tüm anne babalar birbirine benziyor mu? Çocuğunuz sizi arkadaşlarının anne babasıyla kıyaslasa siz nasıl hissederdiniz? Bir kıyas yapacaksanız bu çocuğunuzun kendisiyle olmalı; ne yaptı da daha iyi/kötü oldu sonuç yalnızca bu konuşulmalı aranızda.

“ÖZÜR DİLERİM”

Hata yapmak büyük küçük herkese mahsus. Önemli olan ise hatalardan ders çıkarmak ve tekrarlamamak. Çocuklar da her konuda olduğu gibi bu konuda da gözlemleyerek öğrenirler. Hatanız karşısında çocuğunuzdan özür dilediğinizde ve hatanızı tekrarlamadığınızda aynı davranışı onun da göstermesi adına örnek olmuş olursunuz.

Sağlıkla kalın.