Bilgi için

kolcakdilan@gmail.com

Randevu almak için

0544 315 25 05

Konum

Beylikdüzü/İSTANBUL

Kategori arşivi Çocuk-Ergen

Çocuklar ve Rutinler

Çocuklar dünyaya geldikleri andan itibaren farkında olmadan rutinleri hayatlarına sokarlar. Beslenirler, gazları çıkarılır, bezleri değişir ve uyurlar. Zaman geçtikçe ve çocuklar büyüdükçe farkındalıkları artar ve işler rutinden çıkıp onların isteğine göre değişkenlik gösterebilir EĞER anne-babalar rutinleri devam ettirmezse. Peki RUTİNLER neden çocuklar için bu kadar önemlidir?

  • Çocuklar ne olacağını bildiğinde hayat onlar için daha kolay ve daha anlamlı olur.
  • Ne beklemeleri gerektiğini bilirler ve hayatın öngörülebilir olduğu duygusunu hissederler.
  • Rutinler çocuklara güven verir ve rahatlatıcıdır.

Çocuklar için en temel rutinler UYKU ve BESLENMEDİR.

  • Uyku öncesi yapılanlar (banyo, pijamaları giyme, diş fırçalama, kitap okuma gibi) her akşam rutin olarak tekrarlandığında ve bunların sonunda yatağa geçildiğinde uykuya geçiş çocuklar için daha kolay olacaktır.
  • Yaş ve gelişimine göre çocuğunuzun yediği besinlerin içeriği değişkenlik gösterebilir. Ancak beslenme konusunda bir rutin oluşturmak adına küçük yaştan itibaren çocuğunuzun beslenme saatleri ve beslenme ortamının aynı olması günlük akışın hem onun hem de sizin açınızdan daha verimli geçmesini sağlayacaktır.

Rutinler iyidir ANCAK olmazsa olmaz bir program değildir, esnetilebilir. Hatta zaman zaman esnetilmelidir de ÇÜNKÜ hayat her zaman öngörülemeyebilir ve beklenmedik şeyler başına geldiğinde çocuğunuz bu esneklik sayesinde yeni duruma kolayca adapte olabilir.

Sağlıkla kalın.

Çocuklar ve Sorumluluk

Pandeminin ortaya çıkması ve hala gündemde olması sebebiyle 3-6 yaş arasındaki okul öncesi çocuklarının eğitimi darbe almış durumda. Belli bir zamandan sonra anaokulları açılmış da olsa ebeveynler zorunlu olmadıkları koşullarda çocuklarını okula göndermeye çekiniyorlar. Çocuğunun kendisine dikkat edemeyebileceğini ya da gideceği kurumun yeterince hassas olamayabileceğini düşünerek evde kalmasını tercih ediyorlar.

Evde kaldıkları süre hem okula gidemedikleri hem de dışarı çıkamadıkları için arttıkça sorumluluk bilincinden de uzaklaşmaya başlıyor çocuklar. Bu nedenle, okul öncesi çocuklara evde ufak sorumluluklar vererek size yardım etmelerine şans tanıyabilirsiniz. Peki çocuklara yaşlarına uygun olarak nasıl sorumluluklar verebilirsiniz?

  • 3️ yaşındaki çocuğunuza verebileceğiniz sorumluluklar; oyuncaklarını toplamak, dişlerini fırçalamak, elini yüzünü yıkayıp kurulamak, kıyafetlerini çıkartmak, evcil hayvanınızın yemeğini vermek olabilir.
  • 4️ yaşındaki çocuğunuza verebileceğiniz sorumluluklar; temizlik yaparken size yardımcı olmak (toz almak gibi), mutfakta sizin sağ kolunuz olmak (yemeği karıştırmak, tatlıları süslemek, kurabiyelere şekil vermek gibi), hafif alışveriş poşetlerini taşımak, meyve/sebze yıkamak olabilir.
  • 5️ yaşındaki çocuğunuza verebileceğiniz sorumluluklar; yatağını toplamak, market alışverişlerinde küçük ödemeler yapmak, odasını düzenlemek ve toplamak, kıyafetlerini seçmek ve kendi başına giyinmek olabilir.
  • 6 yaşındaki çocuğunuza verebileceğiniz sorumluluklar; basit kahvaltılıklar hazırlamak (omlet, tost vb.), masayı kurma ve kaldırmaya yardımcı olmak, kirli çamaşırlarını ayırmak olabilir.

Sıralanmış bu maddeler örnek niteliği taşıyor olup kendinize ve çocuğunuza göre farklılıklar gösterebilir. Her çocuğun gelişimi farklı seyreder, bu nedenle size uyanlardan başlayıp zamanla sayısını arttırıp, niteliğini değiştirebilirsiniz.

Çocuklara evde ufak sorumluluklar vererek bizlere yardım etmelerine şans tanımak onların bağımsız olmayı öğrenmelerinde önemli rol oynarken sorumluluk kavramı da ilerisi için gözlerini korkutmamış olur.

Sağlıkla kalın.

Tatil Geldi, Ne Yapalım?

Sömestr tatili geldi çattı. Kimileri şehir dışı planlarını şimdiden yaptı. Ancak birçok çocuk 3 haftayı evde geçirmeye devam edecek. Bu 3 hafta evde dersler de olmadan nasıl geçecek diye kara kara düşünmeye başlamış olabilirsiniz.

Çocukların hem aktif hem de sosyal kalmaya devam etmesi adına her gün için farklı bir alana (sanat, spor, müzik vb.) dair etkinlik yapmasını destekleyebilirsiniz. Yapacağı etkinlik, hem evde sizinle hem de çevrim içi olarak arkadaşlarıyla yapabileceği bir etkinlik olabilir. Aşağıda sizler için birkaç öneri sıraladım:

Sanat aktivitesi olarak; online müze gezmek, bir nesnenin çizim tekniğini öğrenerek çizmeye çalışmak, bulunduğu alandaki bir nesnenin resmini çizerek tahmin etme oyunu oynamak olabilir.

Spor aktivitesi olarak; videodan izleyerek yoga veya jimnastik yapmak, dans videoları izleyerek aynı figürleri yapmaya çalışmak, evdeki malzemeleri (çorap, balon, kağıt tabak vb.) kullanarak yarışma düzenlemek olabilir.

Müzik aktivitesi olarak; şarkıları mırıldanarak tahmin etme oyunu oynamak, ilgisini çeken bir enstrümana dair bilgi edinmek, şarkı sözü yazmak, evdeki eşyalardan enstrüman tasarlamak olabilir.

Ekran aktivitesi olarak; film izlemek ve sonrasında en sevdiği karakter, en sevdiği sahne vb. üzerine sohbet etmek, filmin sonunu farklı bir şekilde tasarlamak olabilir.

Kitap aktivitesi olarak; okunan kitaplardaki en sevilen karakteri belirlemek, kitabın beğenilen bir kısmını resmetmek, kitaba farklı bir kapak tasarlamak olabilir.

Mutfak aktivitesi olarak; merak ettiği ya da araştırıp bulduğu bir tarifi denemek, mutfak dolaplarını düzenlemek, evde kaç tane bardak/tabak vb. olduğunu tahmin etme oyunu oynamak olabilir.

Bu aktivitelerin arasına oyun zamanı, bahçe zamanı, televizyon zamanı ve yemek zamanı da girdiğinde bir gün göz açıp kapayıncaya kadar geçiyor olacak. Unutulmaması gereken günlük akışı önceden haftalık olarak planlama yapmış olmanız ve saatli şekilde akışı oluşturmanızdır. Bu akışı çocuğunuzla birlikte onun da takip edebileceği şekilde hazırlamanız kendisini daha iyi hissetmesine ve öz denetim becerilerini geliştirmesine destek olacaktır. Tabi ki bu günlük akışta kendinize de zaman ayırmayı unutmayın. Siz ne kadar iyi hissederseniz, çocuğunuz da o kadar iyi hisseder.

Sağlıkla kalın.

Sıkıldım!

Sıkılmak ne demektir? Yapacak hiçbir şey olmadığında mı sıkılır insan yoksa yapacak birçok şey olsa da hiçbirini yapmak istememek midir?

Evde kaldığımız süreler uzadıkça ve havalar soğuyup dışarı çıkamadıkça diziler, filmler, oyunlar, etkinlikler tükenme noktasına geliyor yavaş yavaş. “Canım sıkıldı!” cümlesini duyduğunuzda kendinizi çaresiz hissetmemeniz adına bir öneri paylaşmak isterim sizinle. Bu önerimi çocuklarınız için hayata geçirebileceğiniz gibi kendiniz için de uygulayabilirsiniz.

  • Evde kullanmadığınız bir kavanozu alarak işe başlayın. Bu kavanozu çocuğunuzun dilediği gibi süslemesi için destek olun. Sticker, boya, kumaş parçaları, sim vb. aklınıza gelebilecek her türlü malzemeyi süslemek için kullanabilirsiniz.
  • Sonraki adımda çizgisiz beyaz veya renkli bir A4 kağıdını küçük kareler elde edecek şekilde kesin.
  • Bu küçük karelere evde birlikte yapabileceğiniz ya da çocuğunuzun kendi başına yapabileceği, aklınıza gelen tüm aktiviteleri yazın. Yazılacak aktiviteleri bulurken bile zamanın nasıl geçtiğini anlamayacaksınız.
  • Aktiviteleri yazdıktan sonra kağıtları katlayıp kavanozun içine atın.

Bundan sonrasında “Sıkıldım!” cümlesi duyulduğu anda bu kavanoz imdada koşacak ve çocuğunuzun sıkıntısı içinden seçeceği aktiviteyi uyguladığında hafifleyecektir.

Bu uygulamada dikkat edilmesi ve unutulmaması gereken bazı noktalar var elbette:

  • Her gün kavanozdan en fazla 2 aktivite seçilebilir.
  • Bir aktivite seçmeden önce kavanoza koymak için çocuğunuzun yeni bir aktivite belirlemesi ve kavanoza koyması gereklidir.
  • Kavanozdan seçilen aktiviteler kavanoza hemen atılmaz, pazartesi gününe kadar ayrı bir yerde tutulur ve hafta başlangıcında tekrar içine atılır.

Sıkılmak olumsuzluk çağrıştırsa da aslında arada bir sıkılmak iyidir. Hatta sıkılmanın yaratıcılıkla doğrudan ilgisini bulan çalışmalar bile var. Bu noktada dikkat etmeniz ve cevabını bulmanız gereken şey çocuğunuz gerçekten “sıkılıyor” mu yoksa üzgün, yalnız ya da kızgın olduğu için size sıkıldığını mı söylüyor?

Sağlıkla kalın.

Helikopter Ebeveynlik

Birçok ebeveynlik tutumuna son zamanlarda bir yenisi daha eklendi: “Helikopter Ebeveynlik”. Kimdir bu ebeveynler derseniz; onlar çocuğunun üstüne olması gerekenden fazla düşen ve çocuğunun her yaptığını takip eden ebeveynlerdir.“Çocuğumuzu düşünmeyeceğiz mi o zaman, takip de mi etmeyeceğiz yaptıklarını ?!” diye içinizden geçirebilirsiniz ama burada önemli olan şey DENGE. Çünkü aşırıya kaçıldığında helikopter çocuklar ileriki hayatlarında birçok sorunla baş başa kalırlar. Bu sorunlar şu şekilde sıralanabilir:

  • Daha fazla sağlık problemi yaşarlar ÇÜNKÜ beslenme, uyku, spor vb. aktiviteleri hep ebeveynleri tarafından belirlendiği için kendi sağlıklarıyla nasıl ilgilenmeleri gerektiğini bilemezler.
  • Her şeye hakkım var düşüncesine sahip olurlar ÇÜNKÜ ebeveynleri onları evrenin merkezinde olduklarına inandırdığı için her zaman en iyisine sahip olmak isterler.
  • Duygusal sorunlar yaşarlar ÇÜNKÜ duygularını kontrol etme becerisini geliştiremezler ÇÜNKÜ üzgün ya da kızgın olduklarında ebeveynleri onları hemen yatıştırma ve mutlu etme peşinde olurlar.
  • Otokontrol becerileri olmaz ÇÜNKÜ kendi hayatlarını idare etme deneyimine sahip olamazlar; ebeveynleri onlar için her anı planlar ve tüm yapılacak işleri düzenler.

Ebeveyn olarak hiç kuşkusuz her adımınızdaki niyetiniz çocuğunuzun mutluluğu, başarısı ve huzuru için. Belki bu niyetle düşüyorsunuz üstüne bu kadar. Ancak bu durum onları kendi potansiyellerini keşfetmekten mahrum bırakıyor. Bırakın hata yapsın, bırakın başarısız olsun ki sağlıklı ve sorumluluk sahibi bir yetişkin olmasını sağlayacak becerilerini geliştirebilsin.

Sağlıkla kalın.

Çocuklarla İletişimi Engelleyici Etmenler

Çocuklarla iletişim kurmaya çalışırken bazen ufak görünen hatalar yapabilmekteyiz. Özellikle kriz anlarında sağlıklı şekilde iletişim kurmak için bu ufak hatalardan kaçınmamız gerekir. Bu yazımda iletişimi engelleyen bu etmenlere değinmek istedim. İşte ebeveynlerin sıkça yaptığı iletişim hataları:

Öğüt vermek, çözüm getirmek, kendi düşüncelerimizle yönlendirmek: Çocuklar kriz anlarında karşılıklı konuşmayı reddederler; onlara vaaz verilmesinden, söz söylenmesinden hoşlanmazlar. Bu anlarda çocuklar sadece ne hissettiklerini anlamamızı isterler. Bu nedenle “Böyle yapmalıydın/yapmamalıydın.” şeklinde yaklaşmak yerine neden o davranışı yaptığını anlamaya çalışın.

Yargılamak, eleştirmek, kıyaslamak: Herkes gibi çocuklar da eleştirilmekten hoşlanmazlar. Özellikle kriz anlarında onu eleştirmeniz ve ne yapacağını söylemeniz çocuğunuzda öfke, nefret ve dargınlık gibi duyguları beraberinde getirir. Yaptığı şeyi neden yaptığını sorguladığınızda karşınızda savunma ve inkar içeren cümleler kuran bir çocuk görürsünüz.

Sürekli sorular sormak, incelemek: Sıkıntılı anlarda çocuğunuza sorular sormak yerine (“Neden böyle yapıyorsun, neden böyle söylüyorsun?” gibi) hissettiklerini anladığınızı içeren cümleler kurmak daha faydalı olacaktır. “Bu durum seni çok kızdırmış olmalı.”, “Bugün senin için kötü bir gündü sanırım.” gibi cümleler size yardımcı olacaktır.

Teselli vermek, konuyu değiştirmek: Teselli, kriz anlarında çocukların sizden bekledikleri EN SON davranış biçimidir. O anda çocuğunuzun üzülmemesi için konuyu değiştirmek iyi niyetle yapılmış olsa bile sağlıklı bir davranış biçimi değildir. Böyle bir durumda konuyu değiştirmek çocuklarınıza, onları dinlemek istemediğiniz, hissettikleriyle ilgilenmediğiniz izlenimini verebilir.

Çocuğunuzla başarılı bir iletişim kurmak için önce kendisini anlatmasına izin verin, onu dinleyin. Onu dinlerken de önyargıdan kaçınarak kendini ifade etmesine izin verin. Yukarıda saydığım bu engelleri ortadan kaldırmak adına bazen kendinizi “beklemeye almanız” en doğru hareket olabilir. Bu engeller ortadan kalktığında çocuğunuzla sağlıklı iletişim için ilk adımı atmış olacaksınız. Bir sonraki adım için de “Çocuklarla Etkili İletişim” yazımdan faydalanabilirsiniz.

Sağlıkla kalın.

Çocuklara Sınır Koymak

Sınır koymak; bir kural veya beklentiyi öğretebilmek için ebeveynlerin kullandıkları süreçtir. Çocukla bakım verenin arasındaki güvenli ilişkiye zarar vermeden çocuğun davranışlarının kısıtlanmasıdır.

Çocuklar sınıra ihtiyaç duyar çünkü sınırlar çocukların;

* Hayatını kolaylaştırır.

* Güvende olduğunu hissettirir.

* Sosyal becerilerinin gelişmesine yardımcı olur.

* Sorumluluk duygusunu geliştirir.

* Kendini kontrol edip karar vermesini sağlar.

* Aile ilişkilerini iyileştirir.

Ebeveynler çocuklarına sınır koymadığında şu düşüncelere kapılabilir:

“İstediği şeyi vermezsem, ona hayır dersem, ona kural koyarsam çocuğum bana güvenmez, ilişkimiz zarar görür, çocuğumun psikolojisi bozulur, benden nefret eder, beni eskisi kadar sevmez.”

Ancak bu yersiz bir endişe olur çünkü sınır koymak değil, sınır koymamak endişe verici bir durumdur. Sınır, çocuklar için psikolojik ve gelişimsel bir ihtiyaçtır.

Aile içerisinde sınır koyulmayan çocuklar;

* Okul döneminde ve yetişkinlikte uyum sorunu yaşarlar.

* Arkadaşlarıyla sık kavga ederler, zarar verirler.

* Sınıf düzenini bozarlar.

* Otoriteyi ciddiye almazlar.

* Oyun ve etkinliklerde hep kendi dediklerinin olmasını isterler.

* Yenilgiyi kabul etmezler, sırasını beklemezler, paylaşmayı bilmezler.

Sınır Koyarken Dikkat Edilmesi Gerekenler

* Koyulan sınırlar esnetilmemeli. Ebeveynler koyduğu sınırda “kararlı” olmalı ve bu sınırın “sürekliliğini” sağlamalıdır.

* Anne-baba öncelikli olmak üzere ailedeki tüm fertler koyulan sınırlarla ilgili ortak tutum sergilemeli.

* Ebeveynler de bazı konularda kendi sınırını çizerek kontrolünü sağlayabilmeli; özellikle öfke kontrolünü sağlamalı.

* Koyulan sınırlardaki beklentiler çocuğun yaşına uygun seçilmeli. Örneğin; misafirliğe gittiğinizde 3 yaşındaki çocuğunuzdan yanınızdan hiç kalkmadan sessizce oturmasını bekleyemezsiniz.

* Sınırlarınızı koyarken çocuğunuzla anlaşılır ve açık bir iletişim ortamı oluşturmalısınız. Nerede, ne zaman, neyi, nasıl yapmalı veya yapmamalı bilebilmeli çocuğunuz.

Çocuklara sınır koymak bir denge işi. Bu dengeyi sağlarken unutmamanız ve dikkat etmeniz gereken en önemli nokta sınırı “sevginize” değil çocuğunuzun “davranışına” koymaktır.

Sağlıkla kalın.

Kardeş Kıskançlığı

Kıskançlık; sevilen birinin başkası ile paylaşılmasına katlanamamaktır en temelinde. İçgüdüsel olduğu ileri sürülür ve yaşamın her döneminde görülebilmektedir. Ancak, çocuklukta biraz daha yoğun yaşanabilir ve en belirgin olanı da kardeş kıskançlığı denilebilir.

Bir çocuğun kardeşini kıskanması bir sorun değildir ve özellikle okul öncesi dönemde sıkça yaşanabilecek normal bir duygudur. Kıskançlık sadece büyük ve ilk doğan çocuklarda da gözlemlenmez. Küçük kardeş de büyüdükçe abisinin ya da ablasının becerileri karşısında kendini yetersiz bulabilir ve abisine/ablasına tanınan ayrıcalıklar karşısında kıskançlık gösterebilir. Kardeş kıskançlığında önemli olan nokta, çocuğun bu duyguyla nasıl başa çıkmaya çalıştığıyla ilgilidir.

Kardeş Kıskançlığının Nedenleri

Ayrılan zamanda azalma: Kardeş kıskançlığındaki en temel neden o ana kadar ona yöneltilen ilgi ve dikkatin artık bir kısmının (belki de büyük bir kısmının) kardeşe yöneltilmesi.

Yaş farkı: Yaş farkı az olan kardeşlerde kıskançlığın görülme sıklığı yaş farkı fazla olanlara oranla daha yüksektir çünkü abi ya da abla olmuş olsa da birtakım ihtiyaçları için hala annesine muhtaç olduğu bir yaşta olabilir (ör; yemek yeme, üst değiştirme, tuvalet eğitimi, vb.).

Cinsiyet farkı: Doğan kardeşin cinsiyetinin farklı olması büyük olan çocuğun ailesinin cinsiyetinden hoşnut olmadıklarını bu nedenle bir çocuk daha yapmış olduklarını düşündürtebilir.

Karakter: Bazı çocuklar mizaçlarından dolayı pek kıskanma belirtisi göstermeyeceği gibi bazı çocuklar da daha fazla kıskanç olabilir 😊

Kardeş Kıskançlığının Belirtileri

Dile getirme: Bazı çocuklar kıskançlıklarını sözleriyle dile getirir. “Keşke hiç doğmasaydı.” “Kardeşimden nefret ediyorum.” vb.

Regresyon (geriye dönüş): Bazı çocuklar bebeklik döneminde görülen özelliklerini yeniden göstermeye başlarlar. Örneğin; emzik/parmak emmeye başlama, tuvalet eğitimini bitirmiş olmasına rağmen altını ıslatma davranışı gösterme gibi.

İçine kapanma veya sorgulama: Bazı çocuklar sevilmediklerini düşünerek içine kapanabilir ya da sık sık anne-babasına onu sevip sevmediklerini sorabilir.

Evden ayrılmayı reddetme: Annesini ve kardeşini baş başa bırakmamak adına dışarıya, okula vs. gitmek istemeyebilirler.

Psikosomatik belirtiler: Baş ağrısı, mide bulantısı, huzursuzluk ve isteksizlik gibi stres belirtileri sık sık gözlenebilir.

Zarar verme: Kıskançlığı yoğun olarak yaşayan çocuklar kardeşlerine fiziksel zarar verebilirler. Örneğin; çimdiklemek, vurmak, düşürmek vb.

Kardeş Kıskançlığı Konusunda Yapılabilecekler

Destek alın! Kardeş doğmadan önce bazı şeyleri çözmek daha kolaydır. Bu nedenle bebek bekleyen ebeveynler mutlaka destek almalıdır. Hamilelik döneminde mümkünse anne baba dışında başka bir aile üyesinin büyük çocuğun bakımıyla ilgilenmeye başlaması iyi bir adım olabilir. Eğer mümkün değilse bu rolü baba üstlenebilir. Böylece anne bebekle meşgulken büyük çocuk kendisini ihmal edilmiş hissetmez.

Endişelerinizi ortadan kaldırın! Büyük çocuğun kardeşine nasıl tepki vereceği konusunda endişeliyseniz bu durum çocuğunuza da geçecektir. Bu nedenle bu konuya endişeli bir şekilde yaklaşmamaya çalışın, endişeleriniz varsa da çocuğunuzun yanında dile getirmeyin.

Kardeşinin gelişini doğru bir dilde açıklayın! Küçük yaştaki çocuklar için en iyi alternatif hikaye üzerinden anlatmaktır. Çocuğunuz okuduğunuz hikayedeki kardeşi doğan çocukla empati kurabilir, kardeşi gelince olabilecekleri görerek hazırlıklı olabilir. Aynı şekilde siz de çocuğunuzun kardeşinin gelişiyle ilgili düşüncelerini, duygularını ve verebileceği tepkileri gözlemleme şansı elde edebilirsiniz.

Rutinleri bozmayın! Çocuğunuzun günlük akışını bozmadan mümkün olduğunca nitelikli zaman geçirmeye çalışın. Özellikle hoşlandığı alışkanlıklarının (ör; oyun saati, sinema gecesi, park zamanı vb.) gerçekleşmeye devam etmesi önemlidir.

Sevginizi paylaştırın! Yeni doğan bebeğe aşırı sevgi gösterip sonra farkına vardığınızda panik içinde büyük çocuğunuza aynı şekilde aşırı sevgi göstermeye çalışmayın. Her çocuğunuzun sizin gözünüzde eşit değere sahip olduğunu ve eşit sevgi alacağını kanıtlayacak şekilde hareket edin. Büyük çocuğunuzun olumsuz etkilenebileceğini düşünüp sevgi ve ilginizi küçük çocuğunuzdan da esirgemeyin.

Kıyaslama yapmayın! Küçük kardeş hakkında “Ne kadar yaramaz, sürekli ağlıyor, beni üzüyor, yoruyor; oysa sen böyle değilsin, seni daha çok seviyorum.” vb. cümleler kurmaktan kaçının. Bu tarz cümleler büyük çocuğunuzun gözünden inandırıcı olmamakla birlikte size olan güvenini de zedeleyebilir.

Şımartmayın! Büyük çocuğa sırf kıskanmasın diye aşırı hoşgörü göstermekten, ilginizi abartmaktan ya da hediyelere boğmaktan hem siz kaçının hem de çevresindeki diğer yetişkinlerin bu konuya dikkat etmesi yönünde görüşünüzü paylaşın. Aksi takdirde büyük çocuğunuza verdiğiniz mesaj şu olur: “Sana bir kardeş yaptığımız için çok suçluyuz ve vicdan azabı duyuyoruz. Bunu dindirmek için de her istediğini yapabiliriz.”

Bebek nasıl bir şeydir anlatın! Yeni doğan bir bebeğe bakım ve özen gösterilmesi gerektiğini, kendisinin de bir zamanlar bebek olduğunu söyleyebilir, büyük çocuğunuzun bebekliğindeki bazı anıları anlatabilirsiniz. Ancak burada önemli olan nokta büyük çocuğunuzun bebekliğinden bahsederken onu yeni doğan bebeğinizle kıyaslamamak. (Ör; “Sen bebekken hiç ağlamıyordun/hep ağlıyordun.”, “Sen bebekken yemeklerini hep yiyordun/hiç yemiyordun.” vb.)

Bebekle yalnız bırakmayın! Büyük çocuğunuz kıskançlıktan ötürü bilinçli veya bilinçli olmadan bebeğin canını yakabilir; ancak bu gibi durumlarda sizin sakin olmanız ve aşırı tepki göstermekten kaçınmanız gereklidir. Büyük çocuğunuz yaptığı davranışın gerçekten ne derece zarar verdiğini kavrayamayabilir ve sizi sinirlendirmek ya da sizin ilginizi çekmek için aynı davranışı tekrarlayabilir.

Ayna görevi üstlenin! Büyük çocuğunuzun olumsuz duygularını reddedip önemsememek yerine onları kabul edip tanımaya çalışın. Size “Hep kardeşimle ilgileniyorsun, hiç bana bakmıyorsun.” dediğinde “Hiç de değil, daha yeni kitap okudum ya sana.” demek yerine “Kardeşine bu kadar çok zaman ayırmam pek hoşuna gitmiyor galiba.” gibi bir cümle kurarak duygularını ifade etmesini sağlayın.

Hakem rolünü üstlenmeyin! Çocuklar anne babalar onların tartışmalarına katıldığı zaman anne-babasının hep diğer tarafı tuttuğunu düşünür ve bu da kardeşler arası rekabeti arttırır. Bu nedenle işin içinde fiziksel şiddet olmadığı sürece kardeşlerin anlaşmazlıklarını kendilerinin çözmelerine imkan sağlayın.

Kim başlattı diye sormayın! Kardeşler arasında yaşanan bir olayda olayı kimin başlattığını öğrenmeye çalışmanız yalnızca çocukların birbirini suçlamasına neden olur. Bu nedenle bir olay gerçekleştiğinde, “Ne oldu sırayla anlatın bakalım.” diyerek her birini sırayla dinlemeye özen gösterin.

Kıskançlığı tetikleyici şakalar yapmayın! Bazen ebeveynler çocuklarını “kızdırmak” ya da “gaza getirmek” gibi düşüncelerle kendilerince “şaka” yaptıklarını düşünerek şöyle cümleler kurabilirler: “Kardeşini senden daha çok seviyorum.”, “Kardeşin senden daha akıllı, beni dinliyor.” Ancak, bu tarz cümlelerin diğer kardeşe olan kıskançlığı tetiklemekten başka bir amacı bulunmamaktadır.

Çocuğunuzun kardeşini kabullenmesi çocuğunuzun yaşına, sizin yaklaşımınıza ve çocuğunuzun kişilik özelliklerine bağlıdır. Kardeş kıskançlığını asgari düzeyde tutmak adına mümkün olduğunca büyük çocuğunuzun düzeninde değişiklik yaratmamalı ve rutinlerini bozmamalısınız. Eğer değişiklik yapılacaksa da bu değişiklikleri kardeş doğmadan önce gerçekleştirmelisiniz. Kardeş kıskançlığını önlemenin bir reçetesi yoktur. Yaşanması doğal kabul edilen bu süreç ile çocuğunuz, sizin ilginiz, sevginiz ve desteğinizle sağlıklı bir şekilde başa çıkacaktır.

Sağlıkla kalın.

Çocuk ve Oyuncak

Oyun; çocuğun çevresini tanımasına ve anlamasına, etrafında olup bitenlere uyum sağlamasına ve bir şeyler öğrenmesine yardımcı olan bir etkinliktir. Oyun; gerçeğin aksiyonla ve eylemle yeniden keşfedilmesidir. “Oyun hayatın keşfidir!” Oyuncaklar sayesinde çocuklar;

*Kendilerini daha iyi ifade edebilirler.

*Hayattaki farklı sosyal rolleri (anne, baba, öğretmen vb) deneyimlerler.

*Gerçekle hayal arasında köprü kurarlar

*Empatik olmayı öğrenirler.

*Oto-kontrol duygularını geliştirirler.

*Yaşadıkları öfke, kızgınlık, korku gibi olumsuz duyguları oyuncaklar aracılığıyla ifade edip, psikolojik rahatlama sağlarlar.

Yaşlara Göre Oyuncak Tercihleri

1-3 yaş aralığındaki çocuklar için seçilebilecek oyuncak türlerini şu şekilde sıralayabiliriz:

• İtmeli, çekmeli oyuncaklar
• Farklı sayıda (4-20) parçaları olan yap bozlar • Boyalar (parmak boya, pastel boya, boya kalemleri), boyama kitapları
• Oyun hamuru
• Mutfak seti
• Doktor malzemeleri
• Tamir aletleri
• Araba, kamyon, uçak ve tren gibi ulaşım araçlarının oyuncakları
• Orta büyüklükte top
• Kuklalar
• Üst üste takıp çıkarılabilen bloklar
• Kova-kürek
• Basit, bol resimli hikaye kitapları,
• Bebek elbiseleri, oyuncak bebek arabası
• Müzik aletleri (davul, piyano, marakas, flüt)
• Suda yüzebilen oyuncaklar
• Eşleme kartları
• Hayvan figürleri

3-6 yaş aralığındaki çocuklar için seçilebilecek oyuncak türlerini şu şekilde sıralayabiliriz:

• Farklı sayıda (25-50) parçaları olan yapbozlar
• İnşa oyuncakları
• Basit kutu oyunları (kart eşleme, renk-şekil-sayı kavramlarının öğretildiği oyunlar gibi)
• Değişik boyutlarda boncuklar
• Abaküs
• Uygulamalı oyuncaklar (tamir aletleri, temizlik seti, dikiş seti, ütü gibi)
• Minyatür oyuncaklar (ev eşyaları, çiftlik seti, askerler gibi)
• Kostümler
• Oyun hamuru
• Boyalar

Çocuğunuza oyuncak alırken ihtiyaçları göz önünde bulundurarak almak en doğrusu olacaktır. İhtiyacından fazla alınan oyuncak çocukları doyumsuzluğa itebilirken arkadaşlarıyla vakit geçirme ihtiyacını da azaltabilmektedir. Montaigne’in de dediği gibi “Çocukların oyunu oyun değil, onların en ciddi uğraşıdır.” Bu uğraşlarında bazen gözlemci bazen paylaşımcı olmanız onu destekleyecektir.

Sağlıkla kalın.

Ebeveynlik Stilleri ve Çocuklar Üzerindeki Etkisi

Çocukların içinde büyüdükleri sosyal ve fiziksel çevre gelişimlerinde önemli rol oynar. Bir çocuğun bu çevrede kurduğu ilk ve en önemli bağ da ebeveynleriyle kurduğu bağdır. Bu nedenle, ebeveynlerin çocuklarına nasıl yaklaştıkları ve onlara karşı verdikleri tepkiler çocuğun ileriki hayatında kuracağı ilişkilerde, ilişkilerindeki tutum ve tepkilerini şekillendirmekte, kendisini ilişkileri içerisinde nasıl göreceklerinde büyük rol oynar. Araştırmalar 4 temel ebeveynlik stili olduğunu göstermektedir; otoriter, ihmalkar, izin verici ve demokratik ebeveynlik stili.

Otoriter Ebeveynlik

Bu ebeveynlik stilini benimsemiş olan anne babalar; aşırı kontrollü olurlar, çocuklarıyla olan etkileşimlerinde daha az sıcak ilişki kurarlar ve çocuklarının kendilerinin uygun gördüğü gibi davranmalarını isterler. Bu ebeveynlerin kuralları katıdır ve itaat onlar için önemlidir. Çocukları istenen davranışları yerine getirmeyince onlara ceza verirler. Bu ebeveynlik stiline sahip anne babalar ile yetişen çocuklar;

  • Daha bağımlı ve daha zayıf ilişkilere sahip olurlar.
  • Daha itaatkar ve saldırgan olma eğilimindedirler.
  • Tedirginlik, stres, kararsızlık ve özgüven eksikliğinin bulunma ihtimali bu çocuklarda yüksektir.

İhmalkar Ebeveynlik  

Bu ebeveynlik stilini benimsemiş olan anne babalar; çocuğunun duygusal ve fiziksel gereksinimlerine karşı kayıtsız olurlar ve çocukların ihtiyaçlarını görmezden gelirler. Bu ebeveynlerin çocuklarıyla olan iletişimleri zayıftır. Çocuklarının kendi kendine yetebilmelerini beklerler. Onlar için çocuğun temel ihtiyaçlarını (yemek, barınma, vb.) karşılamak ebeveynlik yapmak için yeterlidir. Bu ebeveynlik stiline sahip anne babalar ile yetişen çocuklar;

  • Zamanla olumsuz davranışlar göstermeye başlarlar.
  • Dikkat çekme ve varlığını ispat etme çabası içine girerler.
  • Saldırgan, iletişim sorunları yaşayan ve özgüveni düşük olabilirler.

İzin Verici Ebeveynlik

Bu ebeveynlik stilini benimsemiş olan anne babalar; çocuklarının istekleri mantıklı olmasa bile yerine getirirler ve çocuklarına herhangi bir sınır koymazlar. Çocuğunun hatalı davranışlarını hoşgörü ile karşılarlar. Bu ebeveynler nadiren disiplin uygularlar ve bu ailelerde söz sahibi çocuktur. Bu ebeveynlik stiline sahip anne babalar ile yetişen çocuklar;

  • Daha bağımlı bireyler olurlar.
  • Sosyal gelişim ve öz-denetim konusunda sorun yaşarlar.
  • Doğruyu yanlış ayırt etmede zorlanırlar.

Demokratik Ebeveynlik

Bu ebeveynlik stilini benimsemiş olan anne babalar; çocuklarına karşı hoşgörülü, güven verici ve destekleyici yaklaşırlar. Çocuklarına sıcak davranır, koşulsuz sevgi ve saygı gösterirler. Çocuklarının düşüncelerini ve paylaşımlarını desteklerler. Çocuklarına karşı anne ve baba olarak davranışlarında tutarlı ve kararlı olurlar. Bu ebeveynlik stiline sahip anne babalar ile yetişen çocuklar;

  • Kendine güvenen, yaratıcı, uyumlu ve bağımsız olurlar.
  • Sosyal-duygusal olarak daha yetkin ve diğer bireylerle daha çok işbirlikçi olurlar.
  • Sorumluluk sahibi ve insanlara güvenebilen ve çevresi tarafından sevilen bireyler olurlar.

Araştırmalar demokratik ebeveynlik stilinin en doğru ve en sağlıklı tutum olduğunu göstermektedir. Dört temel ebeveynlik stili bulunsa da her ebeveyn her zaman tek bir stil çerçevesinde hareket etmeyebilir. Kimi zaman otoriter, kimi zaman ise izin verici olmayı gerektiren durumlar yaşanabilir. Olumlu ebeveyn-çocuk ilişkisini temel alarak çocuğunuza karşı yeteri kadar ilgi ve sevgi gösterdiğinizde, davranışlarınızda kararlı, sabırlı ve tutarlı olduğunuzda ebeveyn olarak çocuğunuzun ihtiyacı olanı vermiş olacaksınız. Çocuklarınızın hayatına dahil olarak her an onlarla yeniden öğrenmeniz ve güçlü ilişkiler kurmanız dileğiyle.

Sağlıkla kalın.