Bilgi için

kolcakdilan@gmail.com

Randevu almak için

0544 315 25 05

Konum

Beylikdüzü/İSTANBUL

Kategori arşivi Blog

Sıkıldım!

Sıkılmak ne demektir? Yapacak hiçbir şey olmadığında mı sıkılır insan yoksa yapacak birçok şey olsa da hiçbirini yapmak istememek midir?

Evde kaldığımız süreler uzadıkça ve havalar soğuyup dışarı çıkamadıkça diziler, filmler, oyunlar, etkinlikler tükenme noktasına geliyor yavaş yavaş. “Canım sıkıldı!” cümlesini duyduğunuzda kendinizi çaresiz hissetmemeniz adına bir öneri paylaşmak isterim sizinle. Bu önerimi çocuklarınız için hayata geçirebileceğiniz gibi kendiniz için de uygulayabilirsiniz.

  • Evde kullanmadığınız bir kavanozu alarak işe başlayın. Bu kavanozu çocuğunuzun dilediği gibi süslemesi için destek olun. Sticker, boya, kumaş parçaları, sim vb. aklınıza gelebilecek her türlü malzemeyi süslemek için kullanabilirsiniz.
  • Sonraki adımda çizgisiz beyaz veya renkli bir A4 kağıdını küçük kareler elde edecek şekilde kesin.
  • Bu küçük karelere evde birlikte yapabileceğiniz ya da çocuğunuzun kendi başına yapabileceği, aklınıza gelen tüm aktiviteleri yazın. Yazılacak aktiviteleri bulurken bile zamanın nasıl geçtiğini anlamayacaksınız.
  • Aktiviteleri yazdıktan sonra kağıtları katlayıp kavanozun içine atın.

Bundan sonrasında “Sıkıldım!” cümlesi duyulduğu anda bu kavanoz imdada koşacak ve çocuğunuzun sıkıntısı içinden seçeceği aktiviteyi uyguladığında hafifleyecektir.

Bu uygulamada dikkat edilmesi ve unutulmaması gereken bazı noktalar var elbette:

  • Her gün kavanozdan en fazla 2 aktivite seçilebilir.
  • Bir aktivite seçmeden önce kavanoza koymak için çocuğunuzun yeni bir aktivite belirlemesi ve kavanoza koyması gereklidir.
  • Kavanozdan seçilen aktiviteler kavanoza hemen atılmaz, pazartesi gününe kadar ayrı bir yerde tutulur ve hafta başlangıcında tekrar içine atılır.

Sıkılmak olumsuzluk çağrıştırsa da aslında arada bir sıkılmak iyidir. Hatta sıkılmanın yaratıcılıkla doğrudan ilgisini bulan çalışmalar bile var. Bu noktada dikkat etmeniz ve cevabını bulmanız gereken şey çocuğunuz gerçekten “sıkılıyor” mu yoksa üzgün, yalnız ya da kızgın olduğu için size sıkıldığını mı söylüyor?

Sağlıkla kalın.

Uyuyamıyorum!

Belki uzun zamandır belki de son zamanlarda uyku sorunu yaşıyor olabilirsiniz. Gece ne kadar çabalasanız da uyumakta zorlanıyor olabilir ya da sabah uyansanız bile bir türlü o yataktan çıkamıyor olabilirsiniz. Uykunuzu değerlendirirken öncelikle aşağıdaki soruların cevabına bir bakın:

  • Uyku probleminiz ne zaman başladı?
  • Uyku probleminizi başlatan bir olay oldu mu?
  • Yatak odanızı sadece uyumak için mi kullanıyorsunuz?
  • Yatma zamanı rutinleriniz var mı?
  • Günlük aktiviteleriniz neler?

Bu sorulara verdiğiniz cevaplar sorununuzu çözme yolunda size bir ışık tutabilir. Eğer bu cevaplar size bir anlam ifade etmiyorsa uzman desteği almak sizin için faydalı olacaktır. Uyku sorununuzla ilgili psikolog görüşmesine gitmeden önce aşağıda yazmış olduğum başlıkları 1 hafta boyunca takip ederek günlük olarak not alın ve görüşmede yanınızda bulundurun:

  • Gün içinde uyuyakalma süresi
  • Varsa uykuyu kolaylaştırma yöntemleri (ilaç, alkol, çay vb.)
  • Yatağa girme ve uyuma saati
  • Gece uyanma sıklığı
  • Uyanma saati
  • Uyandıktan sonra yataktan kalkma saati

Uyumakla ilgili kaygılar, belli alışkanlıklar ve yatağın/yatak odasının işlevi yaşanan uyku sorununuzun devam etmesine sebep olabilir. Uyku sorununuzun altında yatan sebebi psikolog desteği ile bulduğunuzda alacağınız uyku eğitimi bebekler gibi uyumanızı sağlayacaktır.

Sağlıkla kalın.

Helikopter Ebeveynlik

Birçok ebeveynlik tutumuna son zamanlarda bir yenisi daha eklendi: “Helikopter Ebeveynlik”. Kimdir bu ebeveynler derseniz; onlar çocuğunun üstüne olması gerekenden fazla düşen ve çocuğunun her yaptığını takip eden ebeveynlerdir.“Çocuğumuzu düşünmeyeceğiz mi o zaman, takip de mi etmeyeceğiz yaptıklarını ?!” diye içinizden geçirebilirsiniz ama burada önemli olan şey DENGE. Çünkü aşırıya kaçıldığında helikopter çocuklar ileriki hayatlarında birçok sorunla baş başa kalırlar. Bu sorunlar şu şekilde sıralanabilir:

  • Daha fazla sağlık problemi yaşarlar ÇÜNKÜ beslenme, uyku, spor vb. aktiviteleri hep ebeveynleri tarafından belirlendiği için kendi sağlıklarıyla nasıl ilgilenmeleri gerektiğini bilemezler.
  • Her şeye hakkım var düşüncesine sahip olurlar ÇÜNKÜ ebeveynleri onları evrenin merkezinde olduklarına inandırdığı için her zaman en iyisine sahip olmak isterler.
  • Duygusal sorunlar yaşarlar ÇÜNKÜ duygularını kontrol etme becerisini geliştiremezler ÇÜNKÜ üzgün ya da kızgın olduklarında ebeveynleri onları hemen yatıştırma ve mutlu etme peşinde olurlar.
  • Otokontrol becerileri olmaz ÇÜNKÜ kendi hayatlarını idare etme deneyimine sahip olamazlar; ebeveynleri onlar için her anı planlar ve tüm yapılacak işleri düzenler.

Ebeveyn olarak hiç kuşkusuz her adımınızdaki niyetiniz çocuğunuzun mutluluğu, başarısı ve huzuru için. Belki bu niyetle düşüyorsunuz üstüne bu kadar. Ancak bu durum onları kendi potansiyellerini keşfetmekten mahrum bırakıyor. Bırakın hata yapsın, bırakın başarısız olsun ki sağlıklı ve sorumluluk sahibi bir yetişkin olmasını sağlayacak becerilerini geliştirebilsin.

Sağlıkla kalın.

Sen Kimsin?

Hiç sordun mu kendine “Ben Kimim?” diye?

Eğer sormadıysan bunca zaman,

Şimdi eline bir kağıt ve bir kalem al.

“Ben” ile başlayan 10 olumlu ve 10 olumsuz cümle yaz.

Bu cümlelerde kişiliğin ve davranışlarınla ilgili sıfatlar bulunsun.

Kendinle ilgili çıktığın bu keşif yolculuğuna anneni, babanı, eşini, sevgilini, arkadaşını, çocuğunu da dahil edebilirsin.

Sana göre “O Kim?” ve onlara göre “Sen Kimsin?”

Karşına çıkan sonuçlar karşısında hangi duyguları hissettiğine bir bak.

Farkındalık başlasın.

Çocuklarla İletişimi Engelleyici Etmenler

Çocuklarla iletişim kurmaya çalışırken bazen ufak görünen hatalar yapabilmekteyiz. Özellikle kriz anlarında sağlıklı şekilde iletişim kurmak için bu ufak hatalardan kaçınmamız gerekir. Bu yazımda iletişimi engelleyen bu etmenlere değinmek istedim. İşte ebeveynlerin sıkça yaptığı iletişim hataları:

Öğüt vermek, çözüm getirmek, kendi düşüncelerimizle yönlendirmek: Çocuklar kriz anlarında karşılıklı konuşmayı reddederler; onlara vaaz verilmesinden, söz söylenmesinden hoşlanmazlar. Bu anlarda çocuklar sadece ne hissettiklerini anlamamızı isterler. Bu nedenle “Böyle yapmalıydın/yapmamalıydın.” şeklinde yaklaşmak yerine neden o davranışı yaptığını anlamaya çalışın.

Yargılamak, eleştirmek, kıyaslamak: Herkes gibi çocuklar da eleştirilmekten hoşlanmazlar. Özellikle kriz anlarında onu eleştirmeniz ve ne yapacağını söylemeniz çocuğunuzda öfke, nefret ve dargınlık gibi duyguları beraberinde getirir. Yaptığı şeyi neden yaptığını sorguladığınızda karşınızda savunma ve inkar içeren cümleler kuran bir çocuk görürsünüz.

Sürekli sorular sormak, incelemek: Sıkıntılı anlarda çocuğunuza sorular sormak yerine (“Neden böyle yapıyorsun, neden böyle söylüyorsun?” gibi) hissettiklerini anladığınızı içeren cümleler kurmak daha faydalı olacaktır. “Bu durum seni çok kızdırmış olmalı.”, “Bugün senin için kötü bir gündü sanırım.” gibi cümleler size yardımcı olacaktır.

Teselli vermek, konuyu değiştirmek: Teselli, kriz anlarında çocukların sizden bekledikleri EN SON davranış biçimidir. O anda çocuğunuzun üzülmemesi için konuyu değiştirmek iyi niyetle yapılmış olsa bile sağlıklı bir davranış biçimi değildir. Böyle bir durumda konuyu değiştirmek çocuklarınıza, onları dinlemek istemediğiniz, hissettikleriyle ilgilenmediğiniz izlenimini verebilir.

Çocuğunuzla başarılı bir iletişim kurmak için önce kendisini anlatmasına izin verin, onu dinleyin. Onu dinlerken de önyargıdan kaçınarak kendini ifade etmesine izin verin. Yukarıda saydığım bu engelleri ortadan kaldırmak adına bazen kendinizi “beklemeye almanız” en doğru hareket olabilir. Bu engeller ortadan kalktığında çocuğunuzla sağlıklı iletişim için ilk adımı atmış olacaksınız. Bir sonraki adım için de “Çocuklarla Etkili İletişim” yazımdan faydalanabilirsiniz.

Sağlıkla kalın.

Çocuklara Sınır Koymak

Sınır koymak; bir kural veya beklentiyi öğretebilmek için ebeveynlerin kullandıkları süreçtir. Çocukla bakım verenin arasındaki güvenli ilişkiye zarar vermeden çocuğun davranışlarının kısıtlanmasıdır.

Çocuklar sınıra ihtiyaç duyar çünkü sınırlar çocukların;

* Hayatını kolaylaştırır.

* Güvende olduğunu hissettirir.

* Sosyal becerilerinin gelişmesine yardımcı olur.

* Sorumluluk duygusunu geliştirir.

* Kendini kontrol edip karar vermesini sağlar.

* Aile ilişkilerini iyileştirir.

Ebeveynler çocuklarına sınır koymadığında şu düşüncelere kapılabilir:

“İstediği şeyi vermezsem, ona hayır dersem, ona kural koyarsam çocuğum bana güvenmez, ilişkimiz zarar görür, çocuğumun psikolojisi bozulur, benden nefret eder, beni eskisi kadar sevmez.”

Ancak bu yersiz bir endişe olur çünkü sınır koymak değil, sınır koymamak endişe verici bir durumdur. Sınır, çocuklar için psikolojik ve gelişimsel bir ihtiyaçtır.

Aile içerisinde sınır koyulmayan çocuklar;

* Okul döneminde ve yetişkinlikte uyum sorunu yaşarlar.

* Arkadaşlarıyla sık kavga ederler, zarar verirler.

* Sınıf düzenini bozarlar.

* Otoriteyi ciddiye almazlar.

* Oyun ve etkinliklerde hep kendi dediklerinin olmasını isterler.

* Yenilgiyi kabul etmezler, sırasını beklemezler, paylaşmayı bilmezler.

Sınır Koyarken Dikkat Edilmesi Gerekenler

* Koyulan sınırlar esnetilmemeli. Ebeveynler koyduğu sınırda “kararlı” olmalı ve bu sınırın “sürekliliğini” sağlamalıdır.

* Anne-baba öncelikli olmak üzere ailedeki tüm fertler koyulan sınırlarla ilgili ortak tutum sergilemeli.

* Ebeveynler de bazı konularda kendi sınırını çizerek kontrolünü sağlayabilmeli; özellikle öfke kontrolünü sağlamalı.

* Koyulan sınırlardaki beklentiler çocuğun yaşına uygun seçilmeli. Örneğin; misafirliğe gittiğinizde 3 yaşındaki çocuğunuzdan yanınızdan hiç kalkmadan sessizce oturmasını bekleyemezsiniz.

* Sınırlarınızı koyarken çocuğunuzla anlaşılır ve açık bir iletişim ortamı oluşturmalısınız. Nerede, ne zaman, neyi, nasıl yapmalı veya yapmamalı bilebilmeli çocuğunuz.

Çocuklara sınır koymak bir denge işi. Bu dengeyi sağlarken unutmamanız ve dikkat etmeniz gereken en önemli nokta sınırı “sevginize” değil çocuğunuzun “davranışına” koymaktır.

Sağlıkla kalın.

Çocuklarla Etkili İletişim

İletişim deyince aklınıza ne geliyor? Günlük hayatta sıkça kullandığımız bir kelime belki ama anlamını biliyor muyuz acaba? İletişim; kişilerin birbirilerine (bilinçli ya da bilinçsiz olarak) duygu ve düşünceleri aktardıkları süreçtir. İletişim süresince bir taraf aktaran diğer taraf dinleyen olur. Dinlemenin de iki çeşidi vardır: pasif ve etkin dinleme. Pasif dinleme; dinlemeye herhangi bir yorum katılmadan, jest ve mimiklerle dinlediğinizi hissettirmeniz şeklindedir. Etkin dinleme ise karşınızdaki kişinin söylediği sözleri açarak tekrar etmek ve kendi çözümlerini bulmasında yardımcı olma şeklindedir.

Çocukların davranışlarının kabul edilebilir bir düzeyde olması, yapıcı ve uyumlu bir birey olarak yetişmesi anne-baba-çocuk iletişimine bağlıdır. Bu konuya dair sunacağım önerileri uyguladığınızda çocuklarınızla olan iletişiminiz daha verimli olacaktır.

Problem davranış ile olduğu anda baş etme

Küçük çocuklar daha çok ‘şimdi’ yönelimlidirler. O nedenle günlerden sonra konuları gündeme getirmek etkili bir yöntem değildir. Bunun için önemli konuları mümkün olduğunca o davranış olduktan hemen sonra konuşmak en iyisidir.

Bazı durumlarda tek başınızayken konuşmanız gerekebilir. Bu durumlarda tek başına kalıp konuşabilene kadar beklemeniz daha doğru olacaktır.

Onlar hakkında değil doğrudan onlara konuşma

Çocuklar kendileri ‘hakkında’ söylenilenleri (“Babası biliyor musun bugün şu tablet oğlunun elinden düşmedi!”) becerikli bir şekilde sunulan ‘doğrudan geri bildirim’den (“Bütün gün tableti elinden düşürmemen beni üzdü.”) daha incitici bulmaktadırlar. Bu nedenle çocuğunuzun davranışları hakkında doğrudan bazı değerlendirmeler yapmak ve sizden geri bildirim almasını sağlamak kendisine saygı duyulduğunu hissetmelerini sağlayacaktır.

Kibar şekilde konuşma

Olumlu etkileşimleri yaratmada ‘Teşekkür ederim’, ‘Lütfen’, ‘Özür dilerim’ gibi nezaket sözcükleri kullanmak en etkili yöntemdir. Çocuklar için önemli modeller olduğunuz için etkileşimlerinizde kibar bir dil kullanmaya özen göstermeniz ve seçtiğiniz sözcüklere dikkat etmeniz büyük öneme sahiptir.

Göz iletişimi kurma ve sözel olmayan mesajların farkında olma

Çocuklar ile iletişim kurarken onların göz hizasında konuşmaya özen göstermek atılacak ilk adım olmalıdır. Ayrıca, çocuklar yetişkinlerin ne dediğinden çok ne yaptığına daha sık tepki verirler ve yetişkinlerin sözel olmayan mesajlarını okumaya daha eğilimlidirler. Bu yüzden sözel olmayan mesajlarınızı sözel mesajlarınızla uyumlu bir şekilde sunmanız önemlidir.  Örneğin; kızgın olmadığınızı bağırarak söylediğinizde çocuğunuz söylediklerinizden çok ses tonunuzu dinlemeye daha eğilimlidir.

‘Ben dili’ kullanma yoluyla ifadeler için sorumluluğu alma

‘Ben’ mesajı diğer insanların bakış açılarını anlamayı öğrenmede kullanılan bir yöntemdir. Eğer çocuğunuza ‘Sürekli yaramazlık yapıyorsun!’, ‘Yine mi ödevini bitiremedin!’ dediğinizde büyük olasılıkla kendine saldırılmış hissedip kendini savunmaya geçecektir. Bunun yerine ‘Yaptığın o davranış benim dikkatimi dağıtıyor ve kendimi rahatsız hissediyorum.’ dediğinizde çocuğunuz kendisinin diğer insanlar üzerindeki etkisi hakkında bazı bilgilere sahip olacaktır. Ben mesajı çocuğun davranışı, onun sizin üzerindeki etkisi ve sizin yaşadığınız duygu sırasını izlemelidir. Örneğin; ‘Benim sözümü kestiğin zaman dikkatim dağılıyor ve telefondaki arkadaşımı dinlemekte zorlanıyorum ve bu da beni rahatsız ediyor.’ gibi.

Soru sormak yerine değerlendirmeler yapma

Çocuklar bir hata yaptığında sıklıkla soru bombardımanına tutulurlar. Bu durum çocuğu savunucu bir duygu içinde bırakır ve yaptığı davranışı savunma yolunu tercih etmeye çalışır. Sorularla onu bunaltmak yerine ‘İyi misin?’, ‘Birkaç dakika için odana gitmek ister misin?’, ‘Sana yardım edebilir miyim?’ gibi sorular son derecede yararlı olur. Soracağınız soruları değerlendirmeler ile değiştirme fırsatına sahipsiniz. Örneğin; ödevini yapmak için odasına çekilen çocuğunuz uzunca bir süre geçtikten sonra hala ödevini bitirmediğinde “Ne yapıyordun? Neden bitmedi?” demek yerine “Ödevini bu sürede bitiremeyince merak ettim çünkü birazdan yemek yiyeceğiz.” demek daha uygun olacaktır.

Burada yazıya döktüğüm her şey ideal bir iletişim için yapmanız gerekenlerdir. Tüm bunları pratiğe dökerken şunu unutmamanız gerekir ki her çocuk farklı bir mizaca sahiptir ve her çocuğa kendi karakterine özgü davranmak gerekir. Eğer burada anlatılanlar iletişimin alfabesiyse, siz bu alfabeden oluşturacağınız kelimeleri çocuğunuzun kişilik özeliklerini de göz önünde bulundurarak oluşturmalısınız.

Sağlıkla kalın.