Bilgi için

kolcakdilan@gmail.com

Randevu almak için

0544 315 25 05

Konum

Beylikdüzü/İSTANBUL

Kategori arşivi Blog

Çocuklar ve Kitap

Birçok ebeveynin sıkça danıştığı bir konu “çocuklara kitap okutmak”. Genellikle de şu cümle ile karşılaşıyorum: “Bizim çocuk hiç kitap okumuyor, ben bu çocuğa kitap okuma alışkanlığını nasıl kazandırabilirim?”

Birçok konuda olduğu gibi kitap okuma konusunda da çocuğun çevresindeki kişilerin bu eylemi yapıyor olması çocuğun bu davranışa eğilimini arttıran bir faktör. Evin içerisinde kitap/gazete/dergi okuyan anne, baba, abi/abla/kardeş görmek bu konuda teşvik edici rol oynar.

Bir diğer konu da kitabın kendisine maruz kalmak. Kitaplarla dolu olan bir ev ortamı, ulaşılabilir okuma materyalleri, bebeklikten itibaren (ağzına bile sokuyor olsa) çevresinde kitapların oluyor olması bir çocuğun kitaplara karşı merak duygusunu arttıracak ve daha fazla vakit geçirmesini destekleyecektir.

Kitap okuma alışkanlığı kazanma konusunda en önemli nokta da, kitap okumayı rutin haline getirebilmek. Bu konuda da iş yine ebeveynlere düşmekte. Konu açıldığında ve pası ebeveynlere attığımda “Kitap okumaya vaktimiz mi kalıyor!” cümlesi en sık duyduğum karşıt cümlelerden oluyor maalesef. Ancak şunu kabul edelim; vakit var, hepimizin vakti var, ama önceliklerimiz farklılaşabiliyor (telefon, televizyon, oyun, dizi/film gibi). Kitap okumayı bir aile rutinine dönüştürebildiğinizde, uzun uzadıya, saatlerce değil, belki akşam yemek sonrası 15 dakika belki pazar kahvaltısı sonrası 30 dakika, göreceksiniz ki aslında kitap okumaya vaktiniz varmış. Her aile bireyi oluşturduğunuz bu rutin çerçevesinde kitap okumaya vakit ayırırsa ve bunu mümkün olan her gün yaparsa farkında olmadan 15 dakikalar, 30 dakikalar artacak ve “kitap okumak” hem sizler hem de çocuklarınız için bir alışkanlığa dönüşmüş olacak. Şimdiden herkese keyifli okumalar.

Sağlıkla kalın.

Çocuklar ve Boşanma

Özellikle son yıllarda birçok ailede yaşanan, o ailede yaşanmıyorsa bile çevresinden sıkça duyduğu bir durum: BOŞANMA.

2020 yılı istatistiklerine göre 2019 senesi Temmuz ayı ile karşılaştırıldığında 2020 yılının Temmuz ayında boşanmalarda %69,9’luk bir artış olmuş. 2020 yılında gerçekleşen boşanma davalarında ise 124 bin 742 çocuk etkilenerek velayete verilmiş (TÜİK, 2021).

Evlilik ne kadar doğal bir süreç ise boşanma da tabii ki öyle. Aynı zamanda yalnızca çocuk dünyaya getirmek için evlenilmediği gibi çocukları düşünerek de sağlıksız bir evliliği sürdürmeye çalışarak boşanmadan kaçınmak da hata olabilmekte. Ebeveynlerinin boşanması çocuklarda her ne kadar bir iz bıraksa da huzursuz ve mutsuz bir ailede yaşamını sürdürmek de o çocuk için bir o kadar olumsuz etkilere sebep olmakta.

Ayrılık süreci başlamadan önce, alınan bu karar çocuğa mutlaka anne ve baba tarafından birlikte açıklanmalıdır. Bu açıklamayı yaparken de artık anlaşamadıklarını ve ayrı evlerde yaşayacaklarını söylemek en doğrusu olacaktır. “Boşanmak” ve “ayrılmak” kelimelerinin özellikle küçük yaştaki çocuklara açıklama yapılırken kullanılmaması bu süreçte önemlidir. Küçük yaştaki çocuklar genellikle ayrılık durumunda kendilerinde suç ararlar; “Ben annemi dinlemedim o yüzden gidiyor.” veya “Babamı üzdüğüm için bizi bıraktı.” gibi. Bu durumun onunla ilgili olmadığı ve hala onun annesi ve babası oldukları da çocuğa mutlaka söylenmelidir.

Her ailenin dinamiği farklı olduğu için sürecin nasıl ilerleyeceği de o ailenin durumuna ve çocuğun yaşına göre değişkenlik gösterecektir. Bu nedenle ayrılık öncesinde bir uzmandan destek almak hem süreci sizlerin daha kolay yönetmesini hem de çocuğunuzun bu durumdan daha az etkilenmesini sağlayacaktır.

Sağlıkla kalın.

Ergenler ve Sorumluluk

Ergenlik çağında olan çocukların ebeveynlerinden sıkça şu cümleleri duyuyorum:

“Eve geliyor üstünü değiştirdiğinde kıyafetlerini katlayıp kaldırmıyor.”
“Ödevlerini sürekli ben takip etmek zorunda kalıyorum.”
“Suyunu bile ayağına bekliyor, kalkıp içmiyor.”

Bu cümleleri duyduğumda benim de sorum şu oluyor: “Peki sizce neden bu durumu yaşıyorsunuz?”

Genellikle cevapsız kalıyor bu sorum. Hatta bu durumun nedenini bulamadıkları için destek almaya geldiklerini paylaşıyorlar. Çocuklarının bu durumundan dertli olan ebeveynlerle biraz geçmişe gittiğimizde küçük yaşlardan itibaren her şeyi onların yerine yapmış oldukları, her şeyi altın tepside onlara sundukları, “Hayır”, “Olmaz”, “Yapamayız” gibi kelimeleri neredeyse hiç kullanmadıkları gerçeğiyle yüzleşiyor oluyoruz.

Şunu unutmayın sevgili ebeveynler; sorumluluk bilinci ilk önce ailede başlar. İleriki yaşlarında sorumluluk sahibi olmaları için küçük yaşlardan itibaren çocuklarınıza ufak sorumluluklar (oyuncaklarını toplamak gibi) vermeniz çok önemli. Bugün sorumluluk bilinciyle oyuncağını toplayan çocuk yarın ödevini siz söylemeden yapacaktır.

Ona sorumluluklar verirken model olmayı da unutmamanız gerekli. Hem ebeveynleri olarak siz hem de evdeki diğer bireylerin (abi, abla, kardeş, büyükanne, büyükbaba vb.) sorumluluklarını yerine getirdiğini görebilmeli çocuklar; çünkü duyduklarındansa gördüklerini daha çabuk benimserler her konuda olduğu gibi.

Verdiğiniz sorumlulukları yerine getirdiğinde de mutlaka olumlu sözler veya tutumlar ile bu davranışının pekişmesine destek olmayı unutmayın. Basit bir “Teşekkür ederim.” cümlesi bile o davranışı bir kez daha yapmasında tetikleyici rol oynayacaktır inanın.

Sağlıkla kalın.

Çocuklar ve Hayvanlar

Çocukluk dönemimde evimizden köpek, balık, civciv, kuş, tavşan ve kaplumbağa geçti; şimdi ise bir kedim var.

Hayvan sevgisini çocuklara verebilmek için her konuda olduğu gibi öncelikle MODEL OLMAK gerekiyor. Dışarıda veya evde hayvanlarla bir arada olduğunuz zaman hayvanlara karşı korku veya tiksinme belirtileri gösterdiğinizde çocuklar hayvanlara karşı önyargılı olur ve yaklaşmaya çekinirler.

Sokaktaki bazı hayvanlar belki hasta belki tehlikeli olabilir sizin gözünüzde ancak o hayvanları gördüğünüzde “Ayy pis o sakın elleme!”, “Yaklaşma sakın ona ısırır!”, “Dokunma ona pireleri bulaşır!” gibi cümleler kurmak yerine hayvana nasıl yaklaşması gerektiği konusunda çocuğunuza açıklama yaparsanız hem korku tohumları ekmemiş olursunuz hem de hayvanlarla karşılaştığında nasıl davranması gerektiğine dair çocuğunuz bir fikir sahibi olur.

Hayvanlarla büyümek, çocukların duygusal ve sosyal gelişimlerine olumlu katkı da sağlar. Ayrıca, yapılan çalışmalar kedi ve köpek ile büyüyen bebeklerin bağışıklık sistemlerinin daha güçlü olduğunu da göstermekte. Evinizde siz de bir cana yer vermeye ne dersiniz?

Sağlıkla kalın.

Çocuklar ve Duygular

Hiç düşündünüz mü ilk kez ne zaman mutlu olduğunuzu? Ne zaman bir şey canınızı acıttı da ağladınız? Birisi sizi ilk ne zaman sizi kızdırdı?

Duyguların hayatımıza girişi anne karnındayken başlar. Temel duygularla geliriz dünyaya. Bu temel 8 temel duygumuz ise; mutluluk, üzüntü, korku, şaşkınlık, öfke, ilgi, iğrenme ve utançtır. Büyüdükçe ortaya çıkan ikincil duygular, temel duyguların aynı anda yaşanması durumunda oluşan kombinasyonlardır. Bu duygular 2 yaş itibariyle kendini göstermeye başlar. Bunlara örnek olarak da gurur, kıskançlık ve mahcubiyet verilebilir.

Çocukların sosyal-duygusal gelişimleri açısından kendi duygularını tanımaları büyük önem taşır. Kendi duygusunu tanıyabilen çocuğun zamanla empati becerisi gelişir. Duygularını tanıyan ve duygularını yaşamasına olanak verilen çocuklar duygularını yönetmeye başlayabilirler.

Özellikle okul öncesi çocukların duygularını tanıyabilmeleri adına ebeveynlere düşen görevler:

Çocuğuna duyguları anlatan ve resmeden kitaplar okumak,

Çocuğunun duygularını özgürce ifade etmesi için alan tanımak ve

Çocuğunun duygularını onaylayarak nasıl yönetebileceğine örnek olmak.

“Bunda korkulacak ne var?”, “Anneye hiç kızılır mı?”, “Şimdi niye ağlıyorsun ki?” şeklindeki yaklaşımlar yerine “Korkunu anlıyorum.”, “Bana kızdığının farkındayım.”, “Bu durum seni oldukça üzmüş.” benzeri cümleler kurarak çocuğunuzun duygusunu anladığınızı göstermeniz ve sonrasında bu duyguyu nasıl yönetebileceğine dair örnek vermeniz ve model olmanız önem taşır.

Unutmayın ki duygularımızı nasıl kontrol edeceğimizi bilemezsek onların bizi kontrol etmesiyle karşı karşıya kalırız.

Sağlıkla kalın.

Çocuklar ve Rutinler

Çocuklar dünyaya geldikleri andan itibaren farkında olmadan rutinleri hayatlarına sokarlar. Beslenirler, gazları çıkarılır, bezleri değişir ve uyurlar. Zaman geçtikçe ve çocuklar büyüdükçe farkındalıkları artar ve işler rutinden çıkıp onların isteğine göre değişkenlik gösterebilir EĞER anne-babalar rutinleri devam ettirmezse. Peki RUTİNLER neden çocuklar için bu kadar önemlidir?

  • Çocuklar ne olacağını bildiğinde hayat onlar için daha kolay ve daha anlamlı olur.
  • Ne beklemeleri gerektiğini bilirler ve hayatın öngörülebilir olduğu duygusunu hissederler.
  • Rutinler çocuklara güven verir ve rahatlatıcıdır.

Çocuklar için en temel rutinler UYKU ve BESLENMEDİR.

  • Uyku öncesi yapılanlar (banyo, pijamaları giyme, diş fırçalama, kitap okuma gibi) her akşam rutin olarak tekrarlandığında ve bunların sonunda yatağa geçildiğinde uykuya geçiş çocuklar için daha kolay olacaktır.
  • Yaş ve gelişimine göre çocuğunuzun yediği besinlerin içeriği değişkenlik gösterebilir. Ancak beslenme konusunda bir rutin oluşturmak adına küçük yaştan itibaren çocuğunuzun beslenme saatleri ve beslenme ortamının aynı olması günlük akışın hem onun hem de sizin açınızdan daha verimli geçmesini sağlayacaktır.

Rutinler iyidir ANCAK olmazsa olmaz bir program değildir, esnetilebilir. Hatta zaman zaman esnetilmelidir de ÇÜNKÜ hayat her zaman öngörülemeyebilir ve beklenmedik şeyler başına geldiğinde çocuğunuz bu esneklik sayesinde yeni duruma kolayca adapte olabilir.

Sağlıkla kalın.

Çocuklar ve Sorumluluk

Pandeminin ortaya çıkması ve hala gündemde olması sebebiyle 3-6 yaş arasındaki okul öncesi çocuklarının eğitimi darbe almış durumda. Belli bir zamandan sonra anaokulları açılmış da olsa ebeveynler zorunlu olmadıkları koşullarda çocuklarını okula göndermeye çekiniyorlar. Çocuğunun kendisine dikkat edemeyebileceğini ya da gideceği kurumun yeterince hassas olamayabileceğini düşünerek evde kalmasını tercih ediyorlar.

Evde kaldıkları süre hem okula gidemedikleri hem de dışarı çıkamadıkları için arttıkça sorumluluk bilincinden de uzaklaşmaya başlıyor çocuklar. Bu nedenle, okul öncesi çocuklara evde ufak sorumluluklar vererek size yardım etmelerine şans tanıyabilirsiniz. Peki çocuklara yaşlarına uygun olarak nasıl sorumluluklar verebilirsiniz?

  • 3️ yaşındaki çocuğunuza verebileceğiniz sorumluluklar; oyuncaklarını toplamak, dişlerini fırçalamak, elini yüzünü yıkayıp kurulamak, kıyafetlerini çıkartmak, evcil hayvanınızın yemeğini vermek olabilir.
  • 4️ yaşındaki çocuğunuza verebileceğiniz sorumluluklar; temizlik yaparken size yardımcı olmak (toz almak gibi), mutfakta sizin sağ kolunuz olmak (yemeği karıştırmak, tatlıları süslemek, kurabiyelere şekil vermek gibi), hafif alışveriş poşetlerini taşımak, meyve/sebze yıkamak olabilir.
  • 5️ yaşındaki çocuğunuza verebileceğiniz sorumluluklar; yatağını toplamak, market alışverişlerinde küçük ödemeler yapmak, odasını düzenlemek ve toplamak, kıyafetlerini seçmek ve kendi başına giyinmek olabilir.
  • 6 yaşındaki çocuğunuza verebileceğiniz sorumluluklar; basit kahvaltılıklar hazırlamak (omlet, tost vb.), masayı kurma ve kaldırmaya yardımcı olmak, kirli çamaşırlarını ayırmak olabilir.

Sıralanmış bu maddeler örnek niteliği taşıyor olup kendinize ve çocuğunuza göre farklılıklar gösterebilir. Her çocuğun gelişimi farklı seyreder, bu nedenle size uyanlardan başlayıp zamanla sayısını arttırıp, niteliğini değiştirebilirsiniz.

Çocuklara evde ufak sorumluluklar vererek bizlere yardım etmelerine şans tanımak onların bağımsız olmayı öğrenmelerinde önemli rol oynarken sorumluluk kavramı da ilerisi için gözlerini korkutmamış olur.

Sağlıkla kalın.

Tatil Geldi, Ne Yapalım?

Sömestr tatili geldi çattı. Kimileri şehir dışı planlarını şimdiden yaptı. Ancak birçok çocuk 3 haftayı evde geçirmeye devam edecek. Bu 3 hafta evde dersler de olmadan nasıl geçecek diye kara kara düşünmeye başlamış olabilirsiniz.

Çocukların hem aktif hem de sosyal kalmaya devam etmesi adına her gün için farklı bir alana (sanat, spor, müzik vb.) dair etkinlik yapmasını destekleyebilirsiniz. Yapacağı etkinlik, hem evde sizinle hem de çevrim içi olarak arkadaşlarıyla yapabileceği bir etkinlik olabilir. Aşağıda sizler için birkaç öneri sıraladım:

Sanat aktivitesi olarak; online müze gezmek, bir nesnenin çizim tekniğini öğrenerek çizmeye çalışmak, bulunduğu alandaki bir nesnenin resmini çizerek tahmin etme oyunu oynamak olabilir.

Spor aktivitesi olarak; videodan izleyerek yoga veya jimnastik yapmak, dans videoları izleyerek aynı figürleri yapmaya çalışmak, evdeki malzemeleri (çorap, balon, kağıt tabak vb.) kullanarak yarışma düzenlemek olabilir.

Müzik aktivitesi olarak; şarkıları mırıldanarak tahmin etme oyunu oynamak, ilgisini çeken bir enstrümana dair bilgi edinmek, şarkı sözü yazmak, evdeki eşyalardan enstrüman tasarlamak olabilir.

Ekran aktivitesi olarak; film izlemek ve sonrasında en sevdiği karakter, en sevdiği sahne vb. üzerine sohbet etmek, filmin sonunu farklı bir şekilde tasarlamak olabilir.

Kitap aktivitesi olarak; okunan kitaplardaki en sevilen karakteri belirlemek, kitabın beğenilen bir kısmını resmetmek, kitaba farklı bir kapak tasarlamak olabilir.

Mutfak aktivitesi olarak; merak ettiği ya da araştırıp bulduğu bir tarifi denemek, mutfak dolaplarını düzenlemek, evde kaç tane bardak/tabak vb. olduğunu tahmin etme oyunu oynamak olabilir.

Bu aktivitelerin arasına oyun zamanı, bahçe zamanı, televizyon zamanı ve yemek zamanı da girdiğinde bir gün göz açıp kapayıncaya kadar geçiyor olacak. Unutulmaması gereken günlük akışı önceden haftalık olarak planlama yapmış olmanız ve saatli şekilde akışı oluşturmanızdır. Bu akışı çocuğunuzla birlikte onun da takip edebileceği şekilde hazırlamanız kendisini daha iyi hissetmesine ve öz denetim becerilerini geliştirmesine destek olacaktır. Tabi ki bu günlük akışta kendinize de zaman ayırmayı unutmayın. Siz ne kadar iyi hissederseniz, çocuğunuz da o kadar iyi hisseder.

Sağlıkla kalın.

Sıkıldım!

Sıkılmak ne demektir? Yapacak hiçbir şey olmadığında mı sıkılır insan yoksa yapacak birçok şey olsa da hiçbirini yapmak istememek midir?

Evde kaldığımız süreler uzadıkça ve havalar soğuyup dışarı çıkamadıkça diziler, filmler, oyunlar, etkinlikler tükenme noktasına geliyor yavaş yavaş. “Canım sıkıldı!” cümlesini duyduğunuzda kendinizi çaresiz hissetmemeniz adına bir öneri paylaşmak isterim sizinle. Bu önerimi çocuklarınız için hayata geçirebileceğiniz gibi kendiniz için de uygulayabilirsiniz.

  • Evde kullanmadığınız bir kavanozu alarak işe başlayın. Bu kavanozu çocuğunuzun dilediği gibi süslemesi için destek olun. Sticker, boya, kumaş parçaları, sim vb. aklınıza gelebilecek her türlü malzemeyi süslemek için kullanabilirsiniz.
  • Sonraki adımda çizgisiz beyaz veya renkli bir A4 kağıdını küçük kareler elde edecek şekilde kesin.
  • Bu küçük karelere evde birlikte yapabileceğiniz ya da çocuğunuzun kendi başına yapabileceği, aklınıza gelen tüm aktiviteleri yazın. Yazılacak aktiviteleri bulurken bile zamanın nasıl geçtiğini anlamayacaksınız.
  • Aktiviteleri yazdıktan sonra kağıtları katlayıp kavanozun içine atın.

Bundan sonrasında “Sıkıldım!” cümlesi duyulduğu anda bu kavanoz imdada koşacak ve çocuğunuzun sıkıntısı içinden seçeceği aktiviteyi uyguladığında hafifleyecektir.

Bu uygulamada dikkat edilmesi ve unutulmaması gereken bazı noktalar var elbette:

  • Her gün kavanozdan en fazla 2 aktivite seçilebilir.
  • Bir aktivite seçmeden önce kavanoza koymak için çocuğunuzun yeni bir aktivite belirlemesi ve kavanoza koyması gereklidir.
  • Kavanozdan seçilen aktiviteler kavanoza hemen atılmaz, pazartesi gününe kadar ayrı bir yerde tutulur ve hafta başlangıcında tekrar içine atılır.

Sıkılmak olumsuzluk çağrıştırsa da aslında arada bir sıkılmak iyidir. Hatta sıkılmanın yaratıcılıkla doğrudan ilgisini bulan çalışmalar bile var. Bu noktada dikkat etmeniz ve cevabını bulmanız gereken şey çocuğunuz gerçekten “sıkılıyor” mu yoksa üzgün, yalnız ya da kızgın olduğu için size sıkıldığını mı söylüyor?

Sağlıkla kalın.

Uyuyamıyorum!

Belki uzun zamandır belki de son zamanlarda uyku sorunu yaşıyor olabilirsiniz. Gece ne kadar çabalasanız da uyumakta zorlanıyor olabilir ya da sabah uyansanız bile bir türlü o yataktan çıkamıyor olabilirsiniz. Uykunuzu değerlendirirken öncelikle aşağıdaki soruların cevabına bir bakın:

  • Uyku probleminiz ne zaman başladı?
  • Uyku probleminizi başlatan bir olay oldu mu?
  • Yatak odanızı sadece uyumak için mi kullanıyorsunuz?
  • Yatma zamanı rutinleriniz var mı?
  • Günlük aktiviteleriniz neler?

Bu sorulara verdiğiniz cevaplar sorununuzu çözme yolunda size bir ışık tutabilir. Eğer bu cevaplar size bir anlam ifade etmiyorsa uzman desteği almak sizin için faydalı olacaktır. Uyku sorununuzla ilgili psikolog görüşmesine gitmeden önce aşağıda yazmış olduğum başlıkları 1 hafta boyunca takip ederek günlük olarak not alın ve görüşmede yanınızda bulundurun:

  • Gün içinde uyuyakalma süresi
  • Varsa uykuyu kolaylaştırma yöntemleri (ilaç, alkol, çay vb.)
  • Yatağa girme ve uyuma saati
  • Gece uyanma sıklığı
  • Uyanma saati
  • Uyandıktan sonra yataktan kalkma saati

Uyumakla ilgili kaygılar, belli alışkanlıklar ve yatağın/yatak odasının işlevi yaşanan uyku sorununuzun devam etmesine sebep olabilir. Uyku sorununuzun altında yatan sebebi psikolog desteği ile bulduğunuzda alacağınız uyku eğitimi bebekler gibi uyumanızı sağlayacaktır.

Sağlıkla kalın.