Bilgi için

kolcakdilan@gmail.com

Randevu almak için

0544 315 25 05

Konum

Beylikdüzü/İSTANBUL

2 Yaş.. Sendrom mu Değil mi?

Sendrom, sözlük tanımıyla bir veya birkaç sıkıntının bir araya geldiği durumları tanımlar. Ancak içinde belli sıkıntılar barındırmasa da, pazartesi sendromu ya da 2 yaş sendromu gibi tanımlamalar dilimize yerleşmiş durumda. Öyle ki eski ve yeni nesil ebeveynleri de sıklıkla karşı karşıya getirir oldu bu durum. Büyükannelerden şunu duyar olduk: “Bizim zamanımızda sendrom mu vardı!” Nesiller arası farklılıklar olsa da eski ve yeni nesil çocukların davranışlarında aslında büyük değişimler olmadı. Değişen en temel şey anne-baba tutumları oldu. Eskiden olduğu gibi şimdi de çocuklar keşfetmeye ve denemeye yönelik davranışlar sergilemeye devam ediyor ve bağımsızlığı tatmaya çalışıyorlar.

Bebeklikten çocukluğa bir geçiş evresi olan 2-3 yaş arasındaki dönemde çocukların “Bana istediğini yaptırtamazsın. Ben istediğimi yaparım.” yaklaşımıyla itirazlara başlaması bir sendrom olarak adlandırılsa da bu süreç aslında çocukların “Ben artık bir bireyim. Yapmak istediklerime ben karar veririm.” mesajını ailelerine ilettiği bir dönem olarak tanımlanmalıdır. Bu döneme isim koyup etiketlemekten öte bu yaş döneminde çocuklara karşı nasıl tutumlar sergilenmesi gerektiğine odaklanmanın daha önemli olduğunu düşünerek ebeveynlerin çocuklarına karşı nasıl yaklaşacaklarını bilemediği bu döneme dair birkaç ipucu paylaşmak isterim sizinle:

Sınırlı Bağımsızlık

2 yaş civarında çocuklar annesinden ayrı bir birey olduğunu algılamasıyla bağımsızlığını kazanmaya çalışır. Söz dinlemeyebilir, istediği olmadığında öfkelenebilir, her işini kendisi yapmak isteyebilir. Çocuklara belli sınırlar içerisinde bağımsızlığını deneyimleme şansı verildiğinde ise çocuk daha ılımlı ve uyumlu yaklaşımlar sergileyecektir. Örneğin; belli bir kıyafeti giymesi yönünde diretmek yerine giyebileceği birkaç alternatifi onun önüne sunabilir ve “Hangisini giymek istersin?” şeklinde yaklaşabilirsiniz. Kararı kendisinin verdiğini görmek ona iyi hissettirecektir. Ya da mutfakta yemek yaparken her yemeği o da karıştırmak istiyorsa, “Elleme, dokunma, karışma!” vb. cümleler yerine akşam birlikte puding yapabileceğinizi ve yaparken onun karıştırabileceğini söyleyebilirsiniz.

Sakinleş.. Anla..

Güç mücadelesine giren, ağlayarak istediğini yaptırmak isteyen ya da yapması gereken bir şeyi reddeden çocuk karşısında ilk adımınız sakin bir tutum sergilemek olmalı. Karşı geldiğinde ya da inatlaştığında karşısında ona karşı gelen ve aynı şekilde inatlaşan bir ebeveyn görmek istemez çocuklar. Gördüklerinde de tepkileri bir kat daha artabilir. Bu nedenle sakinliğinizi koruyarak ilerlemeniz önemlidir. Bir diğer adım da davranışın altında yatan sebebi anlamaya çalışmak. Burada da devreye çocuğunuzu ne kadar iyi tanıyıp tanımadığınız giriyor. Örneğin; dişini fırçalamasını söylediğinizde buna cevabı “HAYIR” oluyorsa gerçekten yapmak mı istemiyor, tepkinizi mi ölçmek istiyor, o anda ilgilendiği şeyi mi bırakmak istemiyor ya da sadece bunu bir inatlaşma oyununa mı döndürüyor anlayabilmeniz çok önemli. Sebebini bulduğunuzda (örneğin oyununu bölmek istemediği için fırçalamıyorsa) onu anladığınızı söyleyerek işin içine biraz oyun katabilir ve inatlaşmadan çocuğunuzu yönlendirebilirsiniz (“Şu anda oynadığın oyunu bırakmak istemiyor olabilirsin, seni anlıyorum. O zaman şimdi bu sihirli değnekle oyunundaki zamanı durduralım ve dişlerini fırçalarken kaçırdığın hiçbir şey olmasın.”).

Altın Kural “Tutarlılık”

Çocukların ebeveynleriyle inatlaştığı durumlarda sıkça yapılan yanlış bir tutum var: Çocuğu ikna etmeye çalışmak. Çocuklar genellikle ikna edilmeye çalışıldıklarını hissettiklerinde savundukları düşünceye körü körüne bağlanabiliyor ve neden karşı çıktıklarını bile unutabiliyorlar. Örneğin; anaokuluna gitmek istemediğini dile getiren bir çocuk karşısında, okulu övmeye çalışmak (“Ama bak orada çok güzel oyuncaklar var, kalemler var boyama yapacaksın, parkta oynayacaksın.”) ters tepebiliyor. Okulu övmek yerine okula gitmesi gerektiği konusunda çocukla aynı cümleleri tekrar ederek konuşmak daha faydalı olabilmekte. Çocuğunuzun davranışı karşısında siz tutarlı davrandıkça inatlaşmalar azalacaktır. Ancak siz bir kere çocuğunuzun istenmeyen davranışına onay verirseniz sonrasında o davranışı yapmaması yönündeki söylemleriniz yetersiz kalacaktır.

Rol Model Olun

Çocuklar sosyal varlıklardır, gözlemleyerek öğrenirler. Örneğin; çocuğunuza sağlığı için yatmadan önce dişlerini fırçalamasını söyleyip, bu eylemi siz gerçekleştirmezseniz çocuğunuzun yapmasını beklemek yersiz olacaktır. Bu nedenle doğru davranış biçimlerini öğretebilmek adına ebeveynlerin önceliği rol model olmaktır.

Her çocuk keşfedilmesi gereken farklı bir dünya. Her girdikleri yaş da ebeveynler için keşif dolu bir yolculuk. Bu yolculukta çocuğunuz için doğru adımlar atarak ilerlemeniz dileğiyle.

Sağlıkla kalın.

You must be logged in to post a comment.